fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

kazanmak isteyenler

Bu bölümde karşılıklı bilgilerimizi ve deneyimlerimizi paylaşmak arzusundayım. Sizlerde yaşamış olduğunuz tecrübeleri bizimle paylaşırsanız kişisel gelişimimize bir parçada olsa katkıda bulunmanın gururunu taşıyacaksınız.Her türlü sorununuz için buzuladam@gmail.com a mesaj atabilirsiniz.

Levi’s madenden çıkıp, moda dünyasına girdi.

 

Merhaba Arkadaşlar,

Aşağıda yazmış olduğum yazıyı sadece hikaye şeklinde değilde aynı zamanda girişimcilik, yönetim, pazarlama, innovasyon(rekabet üstünlüğü sağlayan ve bu sayede para kazandıran yaratıcılık.Kesinlikle yeniden yapılanmayla karıştırmayınız.İsteyen arkadaşlara daha detaylı bilgi verebilirim.) ve reklamcılık gözüyle de bakmanızı öneririm. Özellikle innovasyon konusuna çok özel önem vermenizi rica ederim. Zira bütün şirket ve kişilerin ayakta kalmalarına yardımcı olacak yegane sistemlerden bir olacağıdır. Gelecekte bunu düzgün uygulayan firmalar , pazarlama başarılarıyla birlikte çok ileri düzeylere ulaşabileceklerdir.

 

Hayatta, bir blucinden daha gerekli ne olabilir ki? Günümüzün bu “in” giysisi, uzun süreler işçi tulumundan ibaret olarak görüldü ve ana babalar, eğitimciler ve burjuvazi tarafından sürekli aşağılandı. Bu anlayış 1950’li yıllarla birlikte değişmeye başladı. James Dean, Giant filmindeki rolüyle blucin pantolonların kovboyları bile yakışıklı gösterebileceğini bütün dünyaya kanıtladı. 1960’ların “proleter şıklığında”, özellikle yıkanmış, taşlanmış, eskitilmiş kumaştan yapılan blucinler herkesin üzerinde görülmeye başlandı. 1970’lerle birlikte, tasarımcılar, eski blucinlerden kat kat pahalı, özel kesimli pantolonları piyasaya sürdüler.

Levi’s blucinlerin serüveni, 1829 yılında, Baverya’da, Loeb Strauss adında Yahudi asıllı bir çocuğun gözlerini dünyaya açmasıyla başladı. Onaltı yaşındayken, babası, yetersiz beslenme sonucu öldü. Leob’un annesi, Yahudi düşmanlarıyla dolu Bavyera’da oturmanın çocuklarına iyi bir gelecek sağlayamayacağını görerek, kendisi ve iki kardeşini yanına alarak,1847 yılında yeni dünyaya göç etti. Loeb, burada, bir süre sonra adını değiştirerek, daha Amerikanvari bulduğu Levi adını kullanmaya başlayacaktı.

Levi Strauss’un iki ağabeyi, ABD’ye yerleşince, New York’ta, kuru gıda ticaretine başladılar. Levi, 1848 yılına kadar onların yanında kalıp ticaret öğrendi, sonra da, Kentucky’e giderek, sırtında bir bohçayla, kasaba kasaba dolaşıp, iğne, iplik, kumaş ve diğer dikiş malzemeleri satmaya başladı. Hayali, kendisini bohça taşımaktan kurtaracak bir at arabası almak ve bir dükkan açmaktı. Ama yeterince para kazanamıyordu. Sonunda o da kendini altın çılgınlığına kaptırdı.

1849 yılıydı ve California’da altın bulunmuştu. İşçisinden, doktoruna, öğretmeninden avukatına, on binlerce insan, altın bulup zengin olmak amacıyla Batı’ya göç etti. 24 yaşındaki Strauss’da, onlarla birlikte zengin olma hayalleri kurmaya başlamıştı. Ama, altın arayarak değil, ticaret yaparak… Batı’ya insan akımıyla beraber, ihtiyaç mallarında kıtlık baş göstermiş ve fiyatlar fırlamıştı. New York’ta 5 sente satılan bir elma, California’da 50 sente alıcı bulabiliyordu.

Strauss, ağabeyinin dükkandan aldığı malları, Güney Amerika’nın güneyinden dolaşarak batı kıyılarına gidecek bir gemiye yükledi. Beş ay süren bir yolculuktan sonra, San Francisco’ya vardı. Getirdiği dikiş malzemelerine inanılmaz bir talep vardı. Rivayete göre, Strauss’un mallarının bulunduğu gemi, daha limana girmeden, sandallarla kıyıdan gelen tüccarlarca çevrilmiş ve Strauss’un bir top kanvası (çadır bezi) dışında bütün getirdikleri anında satılmıştı. Yalnız, topu satmaya kalkıştığında, tüccarlar yaka silkmişti. Aralarından biri “kanvas mı demişti”…hadi canım sen de. Bize sağlam mal lazım. Bütün gün kazmaya, pantolon dayanmıyor.” Strauss, bu söz üzerine, elindeki kumaşı bir terziye götürecek ve bu kahverengi kumaştan, sağlam dikişli pantolon yaptıracaktı.

Pantolonlar kısa sürede kapışıldı. Strauss, bunun üzerine, New York’tan daha fazla kanvas istedi. Bu arada, boş durmadı ve limanda altın aramaya gitmiş denizciler tarafından terk edilmiş 700 civarında geminin yelkenlerini sökmeyi başardı. (Bu gemiler sonra suyun dibindeki çamura batırıldı ve üzerlerine yürümek için tahta kaldırımlar inşa edildi.)

Levi ve eniştesi David, bir süre sonra, kuru gıda satan bir dükkan açtılarsa da,Levi, pantolon işini de sürdürdü.Gemilerle gelen ne kadar dayanıklı kumaş varsa, onları alıp pantolon dikti. Bunların altın madenlerinin ve kasabaların yakınında, Rough and ready, Belbug, Henpeck City, Grounhog’s Glory gibi adlarla pazarlamaya başladı. Altın aranması sırasında durmadan eğilip, diz çöküldüğünden, cepler maden parçaları ile doldurulduğundan pantolonların sağlamlığının önemi daha iyi kavrıyordu. Yalnız, madenciler içi çamaşırı giymediklerinden, kanvas pantolonun pişik yaptığından şikayet ediyorlardı. Onların gözdesi, Fransa’da Nime kentinden gelen bir pamuklu kumaş türüydü. Madenciler “Serge de Nime” etiketli paketlerine bakıp, bu kumaşa “ denim” adını koymuşlardı (ABD’de hala pamuklu kumaşlardan yapılmış blucin tipi pantolonların kumaşına “denim” deniyor). Strauss, ayrıca, lekeleri gizleme özelliğinden ötürü, lacivert rengin madenciler arasında en popüler renk olduğunu öğrendi.

Levi, 1853 yılında, Levi strauss and Company adlı şirketini kurarak, zamanının tümünü bu işe ayırmaya başladı. Yalnız küçük bir sorun vardı:pantolonlardaki cep sorunu hala çözülememişti. Madenciler, kullandıkları aletlerin cep dikişlerini kısa sürede söktüğünden şikayetçiydiler. Dahiyane kıvılcım, bu kez, Strauss’un değil, Nevadalı terzi olan, Litvanya göçmeni, Jacop Davis’in kafasında çakmıştı. Jacop’da, Strauss’un kine benzer bir sorunla uğraşıyordu. Kocasının ceplerinin durmadan yırtılmasından şikayetçi olan bir müşterisi, sağlam cepli iş giysileri ısmarlamıştı. Terzi Jacop “ cep ağızlarına neden zımba konmasın” diye düşündü. Sonuç mükemmeldi. Zımbalar, dikişi sorunun kökünden halletmiş, Jacop 18 ay içinde, 200 parça pantolon satmayı başarmıştı.

Jacop Davis getirdiği yeniliğin farkındaydı ve patent için resmi makamlara başvurmak istiyordu. Yalnız bu sefer, başarılı erkeğin arkasındaki kadın, destek değil köstek konumundaydı. Kocasını, patent hakkı için 68 dolar yatırdığı taktirde evi terk etmekle tehtid etti. Jacop, hem karısını tatmin edecek, hem de patenti alacak orta bir yol düşündü. Levi Strauss and Company’e mektup yazarak, patenti finanse etmesi karşılığında buluşunu paylaşmayı önerdi. Terzi Jacop, iki örnek pantolonla birlikte yolladığı mektupta şöyle diyordu: “ Bu pantolonların sırrı ceplerin zımbalı olması. O kadar çok talep ver ki, yetişemiyorum. Bir pantolonu 2.50 ila 3 dolardan satıyorum. Fakat, buluşum komşularımın dikkatini çekmeye başladı ve eğer patentini almazsam, yakında herkes tarafından taklit edilecek, böylelikle de bu buluştan para kazanmak imkansızlaşacak. Sayın baylar zımba benim buluşum olduğuna göre, masrafları karşılayarak, benim adıma, patent için başvurmanızı rica ediyorum. 68 dolar, sizin bu buluş sayesinde elde edeceğiniz satış artışı karşısında küçük miktardır. Bu sayede, pantolonlarınızı daha yüksek fiyatla da pazarlayabilirsiniz….”

Bu buluş, satışlarda patlamaya neden oldu. Buluşun ilk yılında, Levi, Batı kıyısında toplam 21.600 adet pantolon sattı. Bir süre sonra, fermuardaki zımbalar, ilginç bir nedenden dolayı kaldırıldı. Tüketicilerden gelen yüzlerce mektup, fermuardaki zımbaların, kamp ateşinin önünde otururken, ısıyı gereğinden fazla ilettiğinden yakınıyordu. Arka cepteki zımbalar da, oturulan yerleri çizdiği yolundaki şikayetler üzerine önce kaplandı, sonrada yerini sağlamlaştırılmış dikişlere bıraktı.

Levi Strauss and Company zamanla büyük bir şirket haline geldi. Şirket, sadece blucinleriyle değil, çalışanlarına sağladığı iş ortamı ve savunduğu sosyal haklarla da üne kavuştu. Ama her zaman aynı çizgiyi sürdüremedi. ABD’de her yirmi-otuz senede bir göçmenler hakkında oluşan paranoyanın etkisiyle ve 1800’lerin Çinlileri dışlayan ortamında, Levi’s, “ Ürünlerimiz kendi fabrikamızda, gözetimimiz altında ve sadece BEYAZ İŞGÜCÜ tarafından üretilmektedir” diye reklam yaptı.

Bu iddia, mide bulandırıcı olduğu kadar, yalandı da. Her ne kadar, Levi’s mamulleri 60 beyaz kadın tarafından dikiliyor olsa da, kumaşların kesimini yapan bir Çinliydi. Şirket, Çinli işçilerini ısrarla işten çıkarmak istemiş ama bir türlü, söz konusu işi yapabilecek kalitede “ beyaz adam” bulamamıştı.

Ama şirket, daha sonraları, bu ayıbını affettirmek için önemli adımlar attı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Afrika kökenli Amerikalıları işe alan ilk şirketlerden bir tanesiydi. Irkçılığın daha da yoğunlaştığı güney illerinde bile, Levi’s, siyahları beyazlardan ayırmadı ve siyahların çalışma alanlarını düşük ücretli işlerle sınırlı tutmadı. Bugün, Levi’s, kadrolarının bir kısmını azınlıklara ve kadınlara ayırmıştır ve çalışma koşulları, birçok şirketinkinden daha iyidir.