Ütopik Sosyalist Gillette, jileti nasıl keşfetti?
Merhaba Arkadaşlar,
Aşağıda yazmış olduğum yazıyı sadece hikaye şeklinde değilde aynı zamanda girişimcilik, yönetim, pazarlama, innovasyon(rekabet üstünlüğü sağlayan ve bu sayede para kazandıran yaratıcılık.Kesinlikle yeniden yapılanmayla karıştırmayınız.İsteyen arkadaşlara daha detaylı bilgi verebilirim.) ve reklamcılık gözüyle de bakmanızı öneririm. Özellikle innovasyon konusuna çok özel önem vermenizi rica ederim. Zira bütün şirket ve kişilerin ayakta kalmalarına yardımcı olacak yegane sistemlerden bir olacağıdır. Gelecekte bunu düzgün uygulayan firmalar , pazarlama başarılarıyla birlikte çok ileri düzeylere ulaşabileceklerdir.
Doğrusunu söylemek gerekirse, Kral Camp Gillette’in en büyük özelliği ilginç bir adam olmasıydı. Bir kere, kendisine, babasının arkadaşı onuruna verilmiş “Judge King” (yargıç kral) gibi bir adı vardı. (Judge ve King birer lakap değildi, annesiyle babası ona resmen bu adı koymuşlardı.)
Annesi de bir tuhaftı, Fanny Lamira Camp, Michigan Ann Arbor kentinde doğmuş olan ilk beyaz kadın olmakla övünürdü. 1887 yılında piyasaya çıkan ve birkaç baskı birden yapan ünlü “ Beyaz Saray Yemek Kitabı’nın “ yazarıydı. Kitabı yazarken, arkadaşlarına, “çıngıraklı yılan yahnisi eti, papağan yemeği gibi orijinal yemek tariflerimi de kitaba dahil etsem mi “ diye sormuştur.
Gillette’in babası George, profesyonel posta müdürü ve 1874 yılındaki Chicago yangınında yedek parça dükkanını kaybetmiş amatör bir mucitti. Gillette babasının yolundan yürüdü. 1872 yılında, henüz 17 yaşındayken, bir yedek parça kuruluşunda maaşlı olarak çalışmaya başladı. Dört sene içinde, tezgahtarlıktan, gezici satış sorumluluğuna yükselmişti bile.
Gillette, günlerini yeni şeyler icat etmekle geçiriyordu. 1879 yılında, musluk tıpalarıyla ilgili bir icadının patentini aldı. On yıl sonra da, yeni tip elektrik kablolarının patentini…Bu icatlardan hiç biri, ona büyük paralar kazandırmadı, ama inandığı yolda devam etmesini sağladı.
Patronlarından biri, ondaki pazarlama yeteneğine ve mucitlik şevkine hayran kalmıştı. Bahsettiğimiz kişi, aslında kendisi de bir mucit olan, Baltimore Seal Şirketinin sahibi William Paiter idi. Tıkalı tuvalet ve mutfakları açmaya yarayan icadı bayağı iş yapmıştı. Ama kendisini Harun kadar zengin eden buluşu, bugün bile kullandığımız, içi mantarlı, gazoz kapağıydı.
Paiter, kırk yaşındayken, Gillette’i himayesi altına aldı. 1885 yılında da ona hayatı boyunca yol gösterecek olan o büyük öğüdü verdi: “Yahu King, sen de benim gazoz kapağı gibi kullanılıp atılan bir şeyler icat etsene… Müşteri yenisini almak için geldikçe para kazanırsın.”
“İlk başta kolay gibi görünüyor” dedi King. “Ama, kapak gibi, iğne gibi, herkesin kullandığı ne kadar ıvır zıvır mal olabilir ki?.”
Paiter düşündü. “Bilinmez…” dedi “ Belki, hiçbir zaman bu tür şeyler bulamayacaksın. Ama yine de üzerinde düşünmeye devam et”. King düşünmeye devam etti. Hatta, bir saplantı derecesinde düşünüyordu. Kafası, sürekli, kullanılıp atılacak bir şeyler aramakla meşguldü. Çevresini bu gözle gözlemliyor, sözlük karıştırıyor, insanların nelere ihtiyaç duyacağı konusunda listeler oluşturuyor, ilham perisinin geleceği o anı sabırsızlıkla bekliyordu. Ama, perinin geldiği filan yoktu. Sonuç, hep, sıfıra sıfır, elde var sıfırdı.
Nihayet, günlerden bir gün, çok önemli bir şey keşfetti. İcadın ilham perisiyle falan bir ilgisi yoktu. Bu, çok daha büyük, daha önemli, kutsal bir şeydi. Gillette, önemli olanın, eşya değil, insanın, bütün sosyo ekonomik sistem içersindeki yerini yeniden keşfetmek olduğunu anlamıştı.
Keşif, Scranton/Pennsylvania’da bir otel odasında gerçekleşti. Dışarıda, korkunç bir fırtına vardı ve bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. O gün, bütün randevularını iptal etmeye karar verdi ve pencereden dışarısını izlemeye başladı. Aşağısı, otomobil çılgınlığı devri öncesinde müthiş bir trafik kargaşası yaratmayı başarmış olan at arabaları ve yayalarla doluydu.
Gillette, önce bu trafiğin nasıl çözüleceğini düşündü ( Bugün bile hala çözülemedi..). Fakat sonra çok uzaklara sürüklendi. Aşağıda devrili duran manav arabasına bakarken, içeridekileri düşünmeye başladı. Bunların nereden geldiğini düşünürken, Brezilya’daki kahve plantasyonlarına, Küba’daki şeker kamışı tarlalarına, Doğu’daki baharat toplayıcılarına kadar uzandı.
Sonradan yazdıklarından, o dönemde, dünyadaki sanayileri, tek tek birbirinden ayrı birimler halinde düşündüğünü öğreniyoruz. Dünya sanayi hakkındaki düşünceleri birden değişecek ve yazacağı kitaba şu satırları düşecekti. “Sanayi, bir bütün olarak çalışan bir makine gibidir. İçinde, her ülkenin hükümeti ve bizim toplumsal, siyasi ve sınai ekonomilerimizin toplamı bulunur.” Dünya, bundan sonra, Gillette için koskoca bir makine haline geldi. Fakat bu makine verimsiz çalışıyordu ve insanları, hükümetlerden kurtaracak bir beyine ihtiyacı vardı.
Gillette bu beyinin kendisi olduğunu düşünüyordu. Dünyayı dev bir şirkete dönüştürecek adımların neler olduğunu teker teker açıklayacağı bir kitap yazmaya karar verdi. Ivır zıvır şeyler icat etmeyi bırakıp, dünyayı yeniden keşfedecekti.
Kitabını, 1894 yılında yayınladı. Adını, Human Drift (İnsanın sürüklenişi) koymuştu. Artık, arkasına yaslanarak, insanların, kendisinin ne kadar haklı olduğunu görüp, ona dünya çapında kurulacak “ Yirminci Yüzyıl” şirketinin başına getirecekleri anı beklemeye başladı. Kitap, gerçekten de ütopik ve sosyalist yayınlarda çarpıcı yazılarla tanıtılmıştı ve posta kutusu, destek mektuplarıyla dolup taşıyordu. Aralarında, “Yirminci Yüzyıl” şirketinin hisselerinden almak için para yollayanlar bile vardı.
Fakat, tam dünya şirketinin başkanlığını beklediği bir sırada, onu bu ütopik düşüncesinden saptıracak bir şey keşfetti. Her şey, bir sabah, yine bir otel odasında, ama bu kez aynanın karşısında olup bitti. Gillette, yıllar sonra, bu anı şöyle anlatacaktı: Bir sabah, tıraş olurken, usturamın ne kadar körleşmiş olduğunu fark ettim. Tıraş olamamak bir yana, usturayı biletmek için berbere götürmem gerekiyordu. Aynanın karşısında, elimde işe yaramaz bir usturayla, öylesine dururken birden kafamda bir şimşek çaktı. Tıraş bıçaklarında, yüzyıllardır en küçük bir gelişme olmamıştı ve eğer insanlara körelmiş tıraş bıçağını yenisiyle değiştirme imkanı sağlanırsa, bu bir devrim olurdu. Ve jilet, böylelikle doğmuş oldu.
Aslında, bu kadar da çabuk olmadı. Nickerson adındaki bir mühendisle işin ayrıntılarını halletmeleri 8 yıllarını aldı. Tecrübeli tornacılar ve metalürjisiler bu iş imkansız olduğunu söyledilerse de, Gillette onları dinlemedi ve metal alaşımları denemeye devam etti. Sonunda bütün sorunlar çözüldü ve ilk jilet, Gillette adıyla, 1903 yılında piyasaya sürüldü (52 yaşında. Bu yaştan sonra bir şey yapamam diyenlere duyurulur).
Şirket, o yıl, sadece, 51 yeni tip ustura ve 168 jilet satabildi. Gillette, geçimini hala pazarlamadan sağlıyordu. 1903 yılının Eylül ayında, reddedemeyeceği bir maaşla İngiltere’ye gönderildi. İstemeyerek de olsa, Gillette Traş Bıçağı Şirketi’ni, yönetim kuruluna bırakarak Amerika’dan ayrıldı.
Uzak kaldığı sürede, şirket iflas noktasına geldi. Hatta, bir ara, yönetim kurulu, bütün mal varlıklarını satıp dükkanı kapatmayı bile düşündüler. Fakat kısa bir süre sonra, yeni ürünün pratikliği kulaktan kulağa yayıldıkça, satışlar tırmanmaya başladı. 1904 yılında şirket 91.000 ustura ve 123.000 jilet sattı. O yılın Kasım ayında, Gillette İngiltere’deki pazarlamacılık işini bırakarak evine döndü.
Yine ütopik düşüncelerle ilgilenmeye başladı. Kitaplar yazdı, ünlü olmak sevdasıyla, jilet paketlerinin üzerine kendi resmini koydurdu. Dünyanın kendisini lider olarak kabul etmeyeceğini anlayınca, eski başkan Teddy Roosvelt’e dünya şirketinin başına geçmesi için 1 milyon dolar önerdi. Fakat Teddy’i ikna edemedi. Yirminci Yüzyıl şirketi hala kurulmamış, dünya sanayi tek bir şirket haline gelmemişti. Ve mucidimiz, gelecek kuşaklarca, kendisini öbür dünyada huzursuz etse de dünyaya ciddi bir ütopya sunduğu için değil, sinekkaydı tıraşı gerçekleştirdiği için anılacaktır.
