| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

kazanmak isteyenler

Bu bölümde karşılıklı bilgilerimizi ve deneyimlerimizi paylaşmak arzusundayım. Sizlerde yaşamış olduğunuz tecrübeleri bizimle paylaşırsanız kişisel gelişimimize bir parçada olsa katkıda bulunmanın gururunu taşıyacaksınız.Her türlü sorununuz için buzuladam@gmail.com a mesaj atabilirsiniz.

24 "koçluk" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"koçluk" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Tutku İle Çalışmanın Sırrı Nedir?

İş yaşamında kişinin stresini azaltan faktörlerden “adanmışlık” aynı zamanda yönetimlerin kurumda en üst düzeyden en alta kadar aradıkları bir özellik olsa gerek... İş doyumu yüksek ve kurumuna bağlı çalışanlara sahip olmak, kuruluşları ancak ortalama üstü bir performansa taşıyabilir. Uygun yüksek performansa adanmış çalışanlarla ulaşmak mümkün oluyor.

Tüm çalışanların işlerine adanmışlık düzeyinde sahip çıkmaları hiç kolay olmuyor. Bunu kişinin profesyonellik anlayışının bir parçası olarak düşünmek oldukça iyimser bir beklentidir. Yapılması gereken, adanmışlığı kurum kültürünün bir bileşeni haline getirebilecek, sihirli değneği bulmak...

Ricardo Semler’in şirketi SEMCO’da yönetim sistemleri ve insan kaynakları uygulamaları adına gerçekleştirdikleri 90’lı yıllarda efsane olmuştu. Kaleme aldığı ve Türkçeye de çevrilen kitabı, bir dönem “çok satan” listelerinin başındaydı. Örneğin, yöneticilerin dönüşümlü olarak görev yapmaları, şirkette unvanların kaldırılarak, herkesin birbirini “işdaş” veya “arkadaş” olarak çevirebileceğimiz “associate” olarak görmesi ve bu şekilde hitab etmesi gibi devrimsel uygulamaları pek çok insan kaynakları uzmanı hemen hatırlar. Hatta çalışanların haftada 5 gün yerine isterlerse 4 gün çalışabilecekleri, bunun karşılığında borçlandıkları her günü emekli olduktan sonra bu kez haftada bir günü şirkete ayırarak geri ödemeleri gibi yaratıcı programlar, pek çok profesyonelin rüyalarına girebilecek uygulamalardı. Bu tür uygulamalar ile öne çıkan şirketlerin sayısının artmaması,  SEMCO’nun bir istisna, gerçekçi olmayan, uygulanabilirliği düşük bir örnek olduğunu savunanların sayısını hızla artırıyordu.

Starbucks Mucizesi
Tam bu sırada, bu tür başarı hikayelerini geniş kitlelere kazandırmanın en bilinen yolu olan kitaplaştırma sayesinde Starbucks’ın hikayesini keşfetme fırsatımız oldu. İcra Kurulu Başkanı Howard Schultz tarafından, “Gönlünü İşe Vermek” adı ile yayınlanan kitap, ikinci bir SEMCO vakasını, üstelik hızla küreselleşen bir şirketi çok farklı kültürlerde üstün başarıya götüren formülü açık bir biçimde gözler önüne seriverdi. Bu başarı hikayesinin ipuçlarını Schultz’un kitabından aktarıyoruz: “İster icra kurulu başkanı, ister daha alt seviyede çalışan olun, her gün iş yerinde yapacağınız en önemli şey, değerlerinizi başkalarına, özellikle de yeni işe aldığınız kişilere anlatmaktır. Değerlerin hayata geçmesi, kurumların duvarlarına asılan panoların büyüklüğü ile doğru orantılı değildir. Değerler konuşularak uygulanır hale gelir, uygulandıkça da yerleşir, içselleştirilir. Değerler, bir pusula gibi kurumun yolculuğu boyunca yanlış yönlere sapmasını engeller. Kararlar, değerlere göre şekillenir. Zaman zaman yoldan çıkanlar değerlere bakarak yönlerini bulur. Değerleri arasına müşteriyi, çalışanı, dürüstlüğü ve etiği koymayan şirket neredeyse yok gibidir. Oysa bu değer, müşteriye “en iyi kahveyi” içirmek olduğu kadar, “bir tecrübe yaşatmaya” yönelik ise fark yaratılabilir.”

Müşteri beklentilerini algılamak konusunda çok duyarlı olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Kahvenin sıcak yaz aylarında içilmesi zor “sıcak” bir içecek olması, ciddi ARGE faaliyet ve yatırımlar yapmanızı gerektirirken, yaratıcı bir ürün olan “frappuccino” da pazarda bir adım öne çıkmanızı sağlayabilir. 1982 yılında Seattle’ın liman bölgesinde tek bir mağaza olarak işe başlayan ve bugün binlerce mağazasıyla gelişen başarı hikayesinin ayrıntılarını yine  Schultz’un kitabının satır aralarında yakalıyoruz. 1991 yılında, ilk kez bir perakende zinciri olarak tüm çalışanlarına şirket hissesi verme kararını şöyle açıklıyor: “Strabucks’ı diğer şirketlerin üzerine çıkaracak şey “bean stock” uygulamasının başlamasıydı. Bunu başlatarak Starbucks’ta her çalışanı ortağa dönüştürdük. Misyon bildirgenize, “mükemmel bir çalışma ortamı sağlamak, birbirimize saygı göstermek ve değer vermek” yazabilirsiniz, oysa “çekirdek hisse” gibi bir uygulamayı hayata geçirmek için farklı liderlik becerilerine ihtiyaç vardır. Hele böyle bir uygulamayı, şirketinizi borsaya açmadan bir yıl önce yapıyorsanız, çalışanlarınızın kendilerini şirkete adamaları için başka nedenlere ihtiyaçları yoktur. Müşteriyi “misafir” olarak tanımlamak, çok yaratıcı olmayan bir pazarlama tekniği olarak algılanabilir. Ancak, onlara kahvenin nasıl satın alındığını ve kavrulduğunu anlatmak ve servis yaparken mükemmelliğin en yüksek standartlarını uygulamak, yalnızca “barista” olmaktan değil aynı zamanda “ortak” olmaktan geçtiğini görmek gerekir.”

Doğru İnsan ve Değerler
Schultz’un etrafına her zaman en iyi yöneticileri topladığını ve onları kurumda tutmayı başardığını gösteren anektodlarla dolu kitaptan başka bir bölüm: “Benim (yönetim) kurulla ilişkim, onları denetçi değil de güvenilir danışmanlar olarak görmeye başladığımda alışılmadık bir dönüşüm yaşadı... Tartışmalar zaman zaman şiddetli, kimi zaman zor geçiyordu ama sağlıklı ve yapıcı oluyordu. Hiç oylama  yapmak zorunda kalmadık.”

Schultz yalnızca yönetim kurulu üyelerine karşı değil, göreve getirdiği profesyonellerine de “Sizi işe aldım. Çünkü benden daha akıllısınız. Şimdi gidip bunu ispatlayın.” diyebilecek bir özgüvene sahipti. Aynı zamanda çalışanlara karşı benzer davranışlar sergileyen yöneticilerine karşı da açık, alçakgönüllü ve samimiydi. 1989’da şirkete katılan Howard Behar, kurum kültürünün değişmesinde önemli bir kişi olarak Schultz ile çatışsa da sonuçta kendisini ikna ederek, yapıcı çatışmalara açık, performanslarını  suçlamadan ve savunmadan eleştirebilen insanlar topluluğu yaratmayı başardı. Çünkü kendisi de Schultz’u fazla ürün odaklı olmak gibi bazı konularda eleştirmekten çekinmiyordu.

Behar bu konuda Starbucks’ın başarısını insanların belirleyeceğini, ürünlerin hareketsiz olduğunu ifade ederdi. Schultz’a tavsiyesi, işe harika insanlar alınması ve işlerini doğru yapmaları için çalışanlara özgürlük verilmesiydi: “Bu tavsiye kulaklarımda çınlıyordu. Benim kendi değerlerimi yansıtıyordu ama bunları çok açık bir şekilde ifade etmemiştim.” Değerler konuşulmadığı sürece çalışanların bunları algılamasını beklemenin gerçekçi olmadığını bir kez daha ve açıkça gösteren bu samimi itiraf,  aynı zamanda Schultz’un kitabına taşıdığı T. Roosevelt’in sözlerini bir kez daha doğruluyor: “En iyi yönetici, istediğini yapması için iyi adamları (ve kadınları) toplayabilen ve işi yaptıkları sırada onlara karışmaktan kendini alabilen kişidir.”

Şirketlerin, kuruluş aşamasında girişimcileri tarafından belirlenen temel değerlerinin daha sonraki profesyonel yöneticileri aracılığıyla sürdürülebilirliğinin önemi Starbucks vakasında bir kez daha doğrulanıyor. Schultz’un yöneticilerinde aradığı 2 temel “değer” “doğruluk” ve “tutku” kurumun tüm katmanlarına kartopu etkisi ile yayılıyor: “Değerlerini evde bırakmayıp işe getiren insanlarla, ilkeleri benimkiyle aynı olan insanlarla çalışmayı isterim. Bir uyumsuzluk ya da değerlerin olması gerektiği yerde bir boşluk görürsem doğru kişileri aramaya devam etmeyi tercih ederim.”

Schultz’un, çalışanlarına, yöneticilerine ve misafirlerine ayırımsız biçimde uyguladığı değer ve ilkelere diğer tüm paydaşlarını da dahil ettiğini görüyoruz.  Gerçek bir liderlik davranışı olan bütünlük ve tutarlılık adına, halka açılma çalışmaları sırasında seçtiği yatırımcı kuruluşlar için de doğruluk ve tutku konusunda asla ödün vermiyor. Birçok büyük yatırımcı arasında, daha mutevazi bir şirketi seçmesinin nedeni Starbucks’ın müşteri ve hizmet anlayışını daha fazla özümsemiş olmaları ve işlerine tutkuyla bağlı olmalarıydı.

Çalışanların karar süreçlerine katılımını sağlayan açık ve şeffaf yönetim uygulamalarından biri olan 3 ayda bir yapılan açık forumlar, personel, maliyetleri azaltmak, satışları arttırmak, değer oluşturmak gibi yenilikçi fikirlerin üretilmesini sağlamanın yanı sıra önemli dönüşümlere de yol açar. Çalışanlar, günün sonunda şirketin genel performansı ile bireysel endişelerini dengelemek gerektiğini görürler. Bunun en çarpıcı örneği ise 1992 yılında gerçekleşir: "...Martin elinde, deponun ve kavurma tesisi çalışanlarının ezici çoğunluğu tarafından imzalanmış bir mektupla insan kaynakları departmanına girer ve artık sendika tarafından temsil edilmek istemediklerini belirtir: “Bizi bu işin işleyişine dahil ettiniz. Ne zaman şikayet etsek problemi giderdiniz. Bize güvendiniz. Artık biz de size güveniyoruz.”

Tutkuyu ve adanmışlığı bir değer olarak kurumun tepesine yerleştiren, ve bunu tutku derecesinde bir adanmışlıkla hayata geçiren bir liderin, kahve pişirmenin ötesindeki liderlik yaklaşımlarını son bir anekdotla tamamlayalım: “Bizim kahve kavurma, pişirme ve ikram etme konusundaki tutkumuzu müşterilere taşıyacak aynı tutkuda kişilere ihtiyacımız var.”  Birçok perakende zincirinin tercih ettiği başarılı iş modeli bayilik (franchise) sistemini tercih etmemeleri de bu tutkunun bir başka göstergesidir. Bu tutkulu insanları görmek için, sıcak yaz günlerinde en yakın Starbucks’ta herhangi bir içeceği denemeniz yeterli olabilir. Tüm yönetim ve operasyonel süreçleri, sistemleri, altyapıyı ve insan kaynağına verilen değeri görmek için yalnızca 10 dakika ve 10 liradan az maliyetli bir çabaya ihtiyacınız olacaktır...

”Misafir” gözüyle yaşayabileceğiniz bu tecrübeyi bir de “ev sahibinin gözünden yaşamak”,  Schultz’u ve Starbucks’ı anlamak için çok iyi bir fırsat olabilir...

Enerjinizi Nasıl Doğru Kullanırsınız?

Teknoloji hızlandıkça dünyamız  küçüldü, Ay’a gittik, Mars’dan bize sürekli bilgi aktaran  robotlara sahibiz, uydularımız kosmosun her yanından bize bilgiler ulaştırıyor. Birkaç saniye içinde dünyadaki herhangi bir yere e-posta ile mesaj yollayabiliyoruz, daha ilginci video konferans gibi sihirli bir yolla istediğimiz kişiyi istediğimiz yere konuk edebiliyoruz.

Bunları nasıl yapıyoruz? Çünkü bunları yapabilecek teknolojiye sahibiz. Büyümek, öğrenmek ve yapmak insanın doğasında var. Neden kapasitemizin sınırlarını zorluyor, geçen her dakika bu çabamızı biraz daha, biraz daha artırıyoruz. Çünkü yapabiliyoruz. Dünyamız henüz yaşamadığımız tecrübeler, insanlar ve yerlerle o kadar dolu ki bütün bunlarla tanışmak istiyoruz, bütün bunları görmek ve dokunmak istiyoruz, çünkü bunu yapabilecek güce sahibiz.

Birçoğumuz bu sosyal büyüme sürecimizin bir yerinde yaşamın sadeliği ile olan temasımızı kaybettik. Çocuklarımız olsun olmasın, gerçek insani değerimize bir şeyler daha katarak her birimiz gelecek nesiller için yaşamı, daha iyi, daha kolay ve daha mutlu hale getirmenin yollarını her şekilde arayıp bulmalıyız.

Yaşamanız için gerekli olan parayı kazanabilmek için daha fazla, daha hızlı, daha uzun son sürat çalışıyor, ilişkide olduğunuz herkesin ve her şeyin bu yoğun programın içinde yer almalarını sağlamak için ölesiye çaba sarfederken, aynı zamanda bütün bunlardan zevk almayı bekliyorsunuz. İyi ama nasıl?

Daha fazla çalışmak zorundasınız! Hayır… Ama daha akıllı çalışmak zorundasınız. Bunu yaşamımızdaki rollerimizi tanımlayarak başarabiliriz. Zamanın değişmez olduğunu kabul ettikten sonra, içinde yaşamayı isteyeceğiniz dünyayı ancak kendimizi doğru yöneterek yaratabiliriz.

Kendinize biraz vakit ayırın ve şu soruları sorun:
* Nasıl bir insan olmak istiyorum?

* Neleri yaptım demek bana keyif verecek?

* Yaşamımda kimlerin yer almasını istiyorum ve ihtiyaç duyuyorum?

* Onların yaşamına varlığım ile nasıl bir katkıda bulunmak istiyorum?

* Onlarla olmak için neleri feda etmeye hazırım?

* Onların zaman yönetimi tarzları benim üzerimde nasıl bir etki yaratıyor?

Karşımdaki insanların davranışlarını değil, yalnızca kendi davranışımı değiştirebileceğimi aklımda tutarak, kendime son olarak şu soruyu sormalıyım… Yaşamımda yer alan insanlar hedeflediğim insan olmama yardım mı ediyor yoksa çözmem gereken daha fazla karmaşayı mı hayatıma getiriyor?

Potansiyelimizi hayata yansıtmak, özel hayatımızda mutlu, iş hayatında başarılı olmak için kısacası daha kaliteli bir hayat yaşayabilmek için sorulması gereken birinci soru şudur: “En derinde yer alan değerlerimle uyumlu bir hayat yaşayabilmem için enerjimi nasıl kullanmalıyım? Zaman değil enerji, zaman enerjiye dönüştüğünde anlam kazanır.”

Hayat vizyonum ile rollerim uyum içinde olmalı, sorumluluk almalıyım, hayatımda yer alan eş, baba, evlat, kardeş, arkadaş ve toplumun diğer üyeleri ile rollerimi dengeli oynamalıyım, enerjimi bu alanlarda istediğim ben olmak için kullanmalıyım Yüksek tempolu bir hayat kişinin değerlerini düşünmeden yaşamasına yol açar, gündelik hayatın telaşı kişiyi çok kere planlı proaktif girişimler yerine acil sorunları çözmek için karşı tepkiler vermeye yönelterek kişinin daha ileri yaşamında büyük sorunlarla yüzleşmesine neden olur. Hayata yansıttığımız enerji ile ilgili ne kadar sorumluluk alırsak o kadar güçlü ve verimli oluruz. Kendimizi o kadar mutlu hissederiz.

Bir Rekabet Hikayesi

İkinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde Almanya'da bir kasaba
Herzogenerauch'ta iki kardeş ayakkabı yapıp satmak üzere bir atelye açarlar;

Adolph ve Rudolph Dassler.
Savaş sonrası Adolph, Rudolph'a artık birlikte çalışmak istemediğini,
kendine ayrı imalathane açacağını söyler. Rudolph saşkındır. Ufacık
kasabada iki kardeş ayrı imalathanelerde rekabet edeceklerdir. Kardeşine bunun
mantıklı olmayacağını, bu ufak kasabada zaten insanların sayılı ayakkabı
satın aldıklarını, ikisinin birden iflas edeceğini söylese de Adolph bu
uyarıyı dikkate almaz ve kendine yeni bir ayakkabı imalathanesi açar.

Gerçekten de aralarında kıyasıya bir rekabet başlar. Rekabetleri
doğdukları kasaba sınırlarını dahi aşar. Iki kardeş ayrıldıktan sonra birbirlerine küslerdir ve Adolph 1978 yılında öldüğünde tam 29 yıl dargınlardır.

Bugün iki firmanın genel merkezi de bu ufak kasaba Herzogenerauch'tadır.
Adolph Dassler'in ayakkabı şirketinin adı ADIDAS, Rudolph'un ki ise PUMA'dır.

Yartıcı Düşünme

1. Yapabileceğinize inanın. Bir şeyin yapılabileceğine inandığınızda aklınız onu yapmanın çözüm yollarını bulacaktır. Bir çözüme inanmak o çözümün yolunu açar.”İmkansız”,”işe yaramaz”, “yapamam”, “denemeye değmez” laflarını düşünme ve konuşma sözcüklerinizden çıkarın.

2. Geleneklerin aklınızı dondurmasına izin vermeyin. Yeni fikirlere açık olun. Denemeci olun.Yeni yaklaşımları deneyin. Yaptığınız herşey ilerleyici olsun.

3. Kendinize hergün şunu sorun: “Daha iyi nasıl yapabilirim?” Kişisel gelişimin sınırı yoktur. Kendinize “Daha iyi nasıl yapabilirim?” diye sorduğunuzda işe yarar cevaplar belirecektir. Deneyin, göreceksiniz.

4. Kendinize sorun: “Daha çok nasıl yapabilirim?” Kapasite aklın o anki durumuna bağlıdır. Kendinize bu soruyu sorduğunuzda aklınızı pratik yollar bulmaya itmiş olursunuz.

5. Sormayı ve dinlemeyi öğrenin. Sorun ve dinleyin; böylece parlak kararlara ulaşmak için gerekli hammaddeyi elde edeceksiniz.
Unutmayın: Büyük insanlar dinlemeyi, küçük insanlar konuşmayı tekellerine alırlar.

6. Zihninizi genişletin: Kıvılcımlara açık olun. Sizde yeni düşünceler üretmede ya da işleri yapmak için yeni çözümler bulmanızda yardımcı olacak kişilerle ilişki kurun. Farklı meslek dalları ve ilgi alanlarında insanlarla biraraya gelin.

Sakıp Sabancının 48 öğüdü

1.Nasıl bir "Guc" arıyorsunuz? Onu Bilin. Guce sahip olduktan sonra ise onu iyi kullanın.
2.Başkasından, ozellikle politikacıdan medet, ummayın.
3.Birlik ve beraberlik arayışını her işte ve her fırsatta surdurun.
4.Karşınızdakilerin "İnsan" olduğunu hicbirzaman unutmayın!
5.İnsanların birer "Makina" olmadıklarını bilin.
6.Terfi, odullendirme ve cezalandırma, başarıya yol acar.
7.Adil olun. Her işte, her konuda, her fırsatta ve herkese karşı adil olun.
8."Vicdan Huzuru" başarılı olabilmenin temel şartıdır.
9.Ayaklarınız her zaman yere bassın. Hicbirzaman havalarda dolaşmayın. Kendinizi kimseden ustun gormeyin.
10.Hicbir işi "Kıyısından Koşesinden Tutmayın". Yapacağınız iş ne ise, kucumsemeden ona sahip cıkın.
11.Hayata uyun.
12.İyilikleri unutmayın. İyilikleri karşılıksız bırakmayın.
13.Ac gozlu olmayın. "Allahıma Şukur" demesini bilin.
14.Şans, kader ve kısmet, yararlanmasını bilenler icin vardır.
15.Hic olmeyecek gibi calışın. Yarın olecekmiş gibi hazırlıklı olun.
16.Dunyanın sizin etrafınızda kurulduğunu sanmayın.
17.Dostluğa ve arkadaşlığa onem verin.
18.Guler yuzlu ve tatlı dilli olun.
19.Hedefiniz nedir? Onu bilin. Dağılmayın. Luzumsuz şeylerle uğraşmayın.
20.Sağlıklı olun. Sağlık herşeyin başıdır.
21.Duzenli bir yaşamınız olsun.
22.Manevi dunyanız zengin olsun. Sonra maddi zenginlik gelir.
23.Bilgili olun.
24.Gozunuzu acın.
25.Risk almayı bilin. Cesur olun.
26.Guvenilir insan olun.
27.Hangi işi yapacaksanız, o işi en iyi bilenler ile işbirliği yapın.
28.Yaptığınız iş farklı olsun.
29.Muesseseleşin .
30.İşinizi sevin. İşinize sahip cıkın.
31.Tasarrufa onem verin. Tasarruf yatırım demektir.
32.Borc para vermekte, kefil olmakta dikkatli davranın.
33."İyiyi" yureklendirin, alkış verin. "Kotuyu" ayıplayın, ceza verin.
34. Allah herkese "Boluşmeyi" nasib etmez. "Boluşmek" ve "Paylaşmak" kutsal ve keyifli bir iştir. Boluşmesini bilin. Paylaşmasını becerin.
35.Kim akıllı uretir ise onun yanında olun. Kim akılsız tuketir ise ondan uzak durun.
36.Her şeyin bir şeyini, Bir şeyin her şeyini bileceksiniz.
37.Karınıza ve cocuklarınıza vakit ayırın. Ne kadar yoğun proğramınız olursa olsun, karınıza ve cocuklarınıza zaman ayırmalısınız. Bu bir zorunluluk değil bir zevktir.
38.Adınızı temiz tutmaya ozen gosterin. Başarı bir butundur. İsminizi temiz tutun ki, başarı isminizi taclandırsın.
39.İşbirliği yapacağınız insanları, birlikte calışacağınız kişileri ve ortaklarınızı secerken dikkatli olun. Arkadaşlıklarınızı ve dostluklarınızı iyi kurun.
40.Cıkar uğruna, menfaat bekleyişi icinde, belli kolaylıklardan veya imkanlardan yararlanmak hesabıyla, uygunsuz kişi veya guruplarla ilişkiye girmeyin.
41.Kişisel cıkar uğruna, gecici kazanc icin kimseyi satmayın.
42.Fikirlerinizden ve değer yargılarınızdan fedakarlık etmeyin. Etmeyin ki once aileniz ve yanınızda calışanlar, sonra iş yaptıklarınız ve cevreniz size guvensin.
43.Şeyh ucmaz. Onu muridleri ucurur. Başarıyı yakalamak, başarıyı surdurmek, başarıyı ileriye goturmek isteyenler ayaklarını yerden kesmemeye, ucmamaya ozen gosterirler. Cunku ucan hicbir şey havada kalmaz.
44.Hırcın olmayın, hem kendinize hem de başkalarına huzur verin. Hırcınlıklarınızı yenmeye calışın.
45.Dost olun, arkadaş olun. Dostunuz olsun, arkadaşınız olsun. İnsan sevdikce ve sevildikce mutlu olur.
46.Yaşamadan olmeyin. Yaşayarak olun. Olumden soz etmek kotu birşey ama, olum mukadder son. Her faninin kaderinde var İnsan bu dunyaya bir defa geliyor.
47.İnsan olurken yaptıklarına değil, yapamadıklarına pişman olurmuş. Son nefesinizde yapamadığınız şeyler icin uzuntu duyun.
48.Eşini iyi secemeyen, işini de iyi secemez

Yaratıcı Satıcılık Nedir?....6- Kalite Alanı

6- Kalite Alanı

Bir şeyi satın alacak kişi, doğallıkla ve genellikle kaliteyi göz önünde tutar. Ama satın alma kararını sadece kaliteye bakarak verdiği çok enderdir. Bu nedenle, satış konuşmalarında ağırlığı kaliteye veren satıcılar, büyük bir yanlışlığa düşerler. Dahası, kalite konusunu, gerektiğinden fazla kullanmalarının yanı sıra, bir de yanlış biçimde kullanırlar.

Bir malın kalitesi ile kullanışlılığı birbirinden çok farklıdır ve satış konuşmasında bunların karıştırılmaması gerekir. Alacağı malı nasıl kullanacağını düşünür. Kalite bir malın özündeki değerdir ve bir malı aynı kullanıştaki bir başka maldan daha nitelikli yapabilir. Bir malın kullanışlığı ise, belirli bir kullanım veya uygulama alanına uygun olup olmamasıdır. Kalite nesnel bir özelliktir. Çoğu kez bir satıcı veya müşteri bir ayrıntıya değinerek, bunun benzer bir maldaki aynı tür ayrıntıdan daha üstün veya aşağı kalitede olduğunu söyleyebilir. İnsan, bir şeyin kırmızı veya sağlam, ağır ya da hafif olduğuna kolayca karar verebilir. Bir malın başka bir maldan daha kırmızı, daha sağlam, daha ağır veya daha hafif olduğunu da söyleyebilir. Kalitede oldukça kolay kanıtlanabilecek bir özelliktir. Bu nedenle satıcıya kaliteden söz etmek çekici gelebilir. Öte yandan, kullanışlılık tamamen öznel bir değerdir ve satış konuşmasında buna değinip bir yere varmak zordur. Kullanışlılık çoğunlukla ölçüye gelmez ve kanıtlanamaz. Birisi için son derece kullanışlı olan bir nesne bir başkası için hiçte kullanışlı olmayabilir.

Eğer mal satacaksanız, bu malların müşterinizin veya müşteriniz perakendeci ise onun müşterilerinin belirli amaçlarına veya kullanım alanlarına uygun olması gerekir. Bazı durumlarda üstün kalite aranır ve istenir. Çoğu kez, daha basit veya daha az özenilmiş bir mal daha düşük maliyetle müşterinin gereksinimini pekâlâ karşılayabilecekken imalatçı malını gereksiz yere daha kaliteli üretmeye yönelir. Daha iyi kalite veya en iyi kalite, istenmediği zaman, satış şansını arttıracak bir ek özellik değildir. Hele bu özellikler malın çabuk eskimesine ve bakımının zahmetli olmasına neden oluyorsa, satışı tümden engelleyebilir.

Örnek: ipek gibi dokunmuş yünlülerin ve naylonların çok çabuk zedelendiği ve pahalı olduğunu hepimiz biliriz. Bu nedenle de iş tulumlarımızın veya mutfak önlüklerimizin usta terzilerin elinden veya Paris butiklerinden çıkmasını istemeyiz ve bunlar için istenecek pahalı fiyatı ödemeyiz.

Satış konuşmanızın amacı, müşterinizin alacağı malın fikrini satmaktır. Onun amacına uygun ve istediği ölçüde iyi olduğu inancını uyandırmalısınız. Mantıken, malınızın kalitesini gösterdiğiniz zaman müşterinin ikna olması gerekir. Ama müşteri, kaliteden daha fazlasını bekler. Dediğim gibi, kullanışlılık kaliteden daha ön plandadır. Bu yüzden satıcı kalite unsurunu satış konuşmasının ana konusu yapmaktan kaçınmalıdır. Fikri, kullanışlılık unsurunu satmak ve öteki unsurlar etkilerini göstermeye başladıktan sonra kalite unsurunu işe katmak daha doğrudur.

Müşteri, can alıcı noktalarla ilgilidir ve daha fazlası onun ilgisini yok eder. Oysa satıcılık sanatının önemli bir bölümü, vurgulanması gereken kalite unsurları, yani müşteriyi özellikle ilgilendirecek unsurları seçmektir. Bayiler, sadece bir kalitenin bir malı satmaya yetmediğini çok iyi bilirler. Kaliteyi vurgulayan satıcıya ilgi gösterseler de, satılabilirlik özelliğinden söz eden satıcının malını alırlar.

Eğer müşteri işin başından beri ilgisiz ve kayıtsız ise, kalite unsurunu kullanarak onda satın alma isteği uyandıramazsınız. Dünyanın en iyi tost makinasını, en eşsiz otomobilini, en kelepir kıyı arsasını, en iyi yangın söndürücüsünü satıyor olabilirsiniz ama müşterinizde en güzel kızarmış ekmeği yemek, kıyıda bir ev sahibi olmak, lüks yaşamak veya yangına karşı korunma isteği uyandıramıyorsanız, malınızı satamazsınız. Satıcı, kalitenin müşteri açısından ne anlam taşıdığını vurgulayarak, o ışığı malına çekemediği sürece, ışık havada asılı kalacaktır. Dörtlü karbüratör, yüksek kompresyon ve buji diyen satıcının neden söz ettiğini anlamayanlar sadece kadınlar değildir. Satıcı, bu kalite özelliklerinin müşteriye ne sağlayacağını açıklamadıkça, satış yapmıyor, sadece konuşuyor demektir. (bu tarz konuşmaya tanık olduğunuz zaman neden söz ettiğini satıcıya sorun, bekli de kendisi de bilmiyordur.)

Özet: Bir şirketin ve satıcıların yarattığı psikolojik imaj olumluysa, bu ürünün kalitesine de yansır. Bir çok ürün yüksek kalitesi için değil, alıcının belirli bir gereksinimini karşıladığı için satılır. Yaratıcı satıcılık, her şeyden önce fikri, sonra kullanışlılığı satmayı gerektirir. Kaliteyi satma çabası bunlardan sonra gelmeli ve bu iki satış çabasının arka planında kalmalıdır.

Yaratıcı Satıcılık Nedir?...5-Baskı alanı

5-Baskı Alanı

 

Satış ahlakının bir numaralı ilkesi şudur: Alıcıya yarar sağlamayan bir satış,satıcıya zarar getirir (Kazan kazan ilkesi). Satış kolay bir iş değildir. Satıcının dinamik ve yılmaz olması gerekir. Bütün hünerini ortaya koymalı, müşterinin kendisinden mal alması için onu ikna edebilecek bütün dürüst yollara başvurmalıdır. İlk seferde bütün kapılar yüzüne kapansa bile caymamalıdır.

“ Bir seferlik işi başarısız bir iştir.” Satıcılık, müşteriyi alt etmek değil, kazanmak sanatıdır. Baskıcı satış yöntemi uygulayıp uygulanmadığını anlamanın en iyi yolu, müşteriyle olan ilişkinin sürekliliği ve niteliğidir.

 

Satış müdürleri öncelikle kendi yanında çalışanlara baskıcı olmamalıdır. Aksi halde, müdürün baskısı altındaki satıcılar da, kendi müşterilerine baskı yapacaklardır.

Yeni satıcıların getirdiği çarpıcı ve olağanüstü büyük siparişler. Satıcının baskıcı yöntemlere başvurmaması için satış primine tamah etmeyecek olanaklar sağlanmalıdır. Para sıkıntısı içinde olan bir satıcı, geleceği düşünmeden sadece günü kurtarabilmek adına satış yapıp firmaya zarar verebilir.

Kural olarak, her işte olduğu gibi, iyi bir satıcılık, ancak belirli bir çalışma süresinden sonra ortaya çıkar. Bu yüzden bir satıcının çabaları ve değeri konusunda uzun vadede yargıya varmakta yarar vardır. Uzun bir süreçte ve düzenli olarak sipariş veren müşteriler, firma için çok değerlidir. Satıcı aldığı bu tür siparişler için prim veya ücretin dışında ve üzerinde bir ikramiye ile ödüllendirilebilir. Satıcınızı iyi değerlendirin. Yaptığı iki şeye göre ona para verin . Bunlardan biri müşteri kazanmak, ikincisi müşteriyi elde tutmaktır. 

 

Baskıcı satış yerine yapıcı satış için 20 öneri:

 

  1. Müşterinizin gereksinimlerini dürüstçe düşünün: malların en pahalısını satma dürtüsüne karşı koyun. Konuşmaya en pahalıdan başlamayın. Amaç satacağınız malın gerçekten müşteriye bir fayda sağlamasıdır.
  2. Küçük müşteriye özen gösterin: Ufak çaplı müşterilere karşı Kayısız kalmayın veya onları hor görmeyin. Küçük müşteriler kalkındıkça büyük müşteri olurlar.
  3. Müşterinize adil ve dürüst davranın: İster müşteriniz sizden mal almak için yalvaracak durumda olsun, ister siz mal satabilmek için dil dökmek zorunda olun, her iki durumda da ona sizin için değerli bir müşteri olduğu izlenimini verin. Onlara yarar sağlamayacak hiç bir şeyi satmayın.
  4. Gerçeklerden ayrılmayın: Yerine getiremeyeceğiniz sözler vermeyin. Yapabileceğinizden fazlasını değil, azını söyleyin. Satış, sizin söylediklerinize göre değil, müşterinizin inandıklarına dayanarak gerçekleşir. O yüzden, o kendi umutları ve istekleri doğrultusunda avunmaya çalışırken sakın susup seyirci kalmayın. O anki durum ne olursa olsun, siparişi almanızı belirleyen etmen sizin söyledikleriniz değil, müşterinin size olan güvenidir. Dürüst ve güvenilir bir satıcı olun.
  5. Satış konuşmanızı planlayın: Satış konuşmanızı ve bu konuşmanın mantık kurgusunu önceden planlayın ve bunun dışına çıkmayın. Konuşurken esnek olmalısınız, ama bu sözü dolandırmanız ya da aklınıza geldiği gibi konuşmanız demek değildir. Not alma alışkanlığı edinin. Satıcıların çoğu ya not almaz ya da yetersiz alırlar. Oysa dikkat edil mal satmaya çalıştığınız kişiler devamlı not tutmaktadırlar. Bu notlar, onları not almayan satıcılardan daha şanslı bir duruma sokar.
  6. Müşteriniz köşeye sıkıştırmayın: Müşterilerin en nefret ettiği şey, istediği bir malı, ancak istemediği bir maldan da belirli bir miktarda aldığı taktirde alabileceğinin söylenmesidir. Ben çoğunlukla böyle durumlarda sipariş vermem.
  7. Centilmen olun: İyi bir satıcı bence bilinenin aksine az ve öz konuşmalı, çenebazlık etmemelidir. Gerçekten ne sattığını ve söylediğini biliyorsa, gerekli şeyleri birkaç cümlede toparlayabilir.
  8. Müşterinizi koruyunuz: Müşterinizi uyarmadan zamlı fiyat uygulamaktan kesinlikle kaçınınız. Müşterinize zamdan önce sipariş verme şansını tanıyınız. Müşterinizin ne fiyat ödeyeceğini iyice bildiğinden emin olmadıkça sipariş almayın. Fiyat listenizi verdiğinizi ve buna bakarak fiyatları bilmesi gerektiğini söylemeniz onu ikna etmeyecektir.
  9. Sorumluluklarınızı yerine getirin: Müşterinizden kaynaklanmıyorsa siz kendi hatanızı kabul etmelisiniz. Üçüncü şahıslarda hata arayıp müşteriniz rahatsız etmek yerine, içtenlikle ve nezaketle hatayı siz kabullenin. Ancak böyle sorumluluk yüklenirseniz müşterinizin mutlak güvenini kazanabilirsiniz.
  10. “Garanti” taahhüdünüzü yerine getirin: Başlangıçta “garantinin” neleri kapsadığını açıkça belirtin.
  11. Müşterinizi kendi yanlışlarından kurtarın: Gerektiğinde ona vermiş olduğu kararın yanlış olduğunu söyleyin. Bu mantıkla kaybedeceğiniz bir sipariş size ömür boyu bir müşteri kazandıracaktır.
  12.  Satış konuşmalarınızda rekabete yer vermeyin: Satıcı, rakibinden söz ettiği zaman, alacağı her olumsuz puan bir darbedir ve bu darbe siparişi sekte vuracak bir darbeye dönüşebilir. Ayrıca her ne nedenle olursa olsun, rakibin adını anmak, onun bedava reklamını yapmak demektir.
  13. Fiyata dokunmayın: Fiyat politikanızın, makul ve elverişli olduğu için sabit olduğuna müşterinizi inandırın. Fiyat indirimi yapmanız, fiyat politikanızı sarsar ve daha sonraki siparişlerde de müşteri pazarlığa girişeceği için, onunla karlı bir alışveriş yapma olanağınız ortadan kalkar.
  14. Mallarınızı tanıyın: Bütün özellikleriyle iyi tanıyın. Dünyada satıcılık adına her şey bilebilirsiniz, ama malınız hakkında bilginiz yok ise siz iyi bir satıcı olamazsınız.
  15. Gerçeğin inandırıcı olmasını sağlayın: Söyledikleriniz her zaman kanıtlayın.
  16. Alçak gönüllü olun: Satış konuşmanız “rakipsiz”,”akıl almaz”,”dünyanın en iyisi”,”birinci sınıf” gibi anlamsız sıfatlarla süslü boş bir övünme olmasın. Aşırı övücü sözcükler, satış konuşmanızı inandırıcı olmaktan çıkarır ve sadece müşteriyi eğlendirir.
  17. Belirgin olmaya özen gösterin: Müşterinizin belirli bir noktayı algılamasını sağlayın, aksi halde onunla ilişkiye giremezsiniz. Mutlaka söylediklerinizle ilgili örnekler vermeye çalışın. İnsan beyni bu tarzdaki örneklemelerle anlatılan olayları unutmaz.
  18. Siparişi sonuna kadar izleyin:  Satıcının işi, siparişi aldığı zaman bitmez. Müşteri verilen teslim tarihini kabul edip faturayı ödediği zaman, satış tamamlanmış olmaz. Sipariş, müşteriye ulaştığı zaman da, satıcı malın gerektiği gibi ve doyurucu biçimde kullanılması veya yeniden satılması konusunda müşteriye yardıma hazır olmalıdır.  Son nokta çok önemlidir. Toptancıya sattığınız mal, orada alıcı bulamıyorsa, toptancıdan yeni sipariş alamazsınız. Müşteriniz, sattığınız malı istediğiniz gibi pazarlayamıyorsa, sizin yüzünüz kara çıkar.
  19. Eksikler ve kusurlar varsa bunu itiraf edin: Bu size biraz saçma gelebilir, ama tecrübelerime göre getirisi çok büyüktür. Çok az alıcı mükemmelin peşindedir, çoğunluk bir malı alırken yararlı yanları yararsız yanlarına ağır basıyor ve basmıyor mu diye araştırır.
  20. İşe iş ciddiyetiyle yaklaşın:

 

 

Özet: İLK İŞ MÜŞTERİ KAZANMAK, İKİNCİ İŞ SİPARİŞ KAZANMAKTIR.

 

Yaratıcı Satıcılık Nedir?....4-Alışkanlık alanı

4-Alışkanlık alanı

 

Müşteriler öteden beri alışık oldukları yerden mal alırlar ve bu malı üretenler hak etmedikleri kadar çok para kazanırlar; ama bu böyle sürüp gitmez. Er ya da geç, müşteri alışkanlıklarının değişebileceğine inanan ve bu alanda mücadeleyi göze alan bir satıcı ortaya çıkacaktır.

İnsanlar riske girmekten ürkerler, rahatlarını bozup çaba göstermek istemezler. Mevcut koşulların daha iyiye götürülmesine gerek görmezler, değişikliğin yol açacağı veya dolaysız maliyet artışı istemezler. Değişiklik nedeniyle kendi kendilerini eleştirmekten kaçındıkları gibi, çevreden veya eskiden mal aldıkları kişiden gelecek eleştiriye de karşı çıkarlar.

YENİLİKLER NASIL SUNULMALI?

Yenilikler ancak iki durumda pazara girip pay kapabilir. Yenilik satışa sunulan malın arkasındaki fikrin kendisi ise, satıcı bu konuda bir zorluk çekmez. Buna karşılık, teknik veya benzeri alanlardaki yeniliklerin, kökten yenilikler gibi değil de, mevcut alışkanlıklara uyacak kolaylıklar veya gelişmeler olarak sunulması gerekir. Bir yeniliğin, alışkanlıkların değişimini zorlamaması oranında benimsenme şansı vardır.

Satıcılar yeni ürünün dolaylı veya dolaysız yoldan mevcut bir alışkanlığa uyduğunu müşteriye göstermek zorunda. Müşteriyi bir kobay gibi kullanmadığınızı kanıtlamak durumundasınız. Deneme sürecinin tamamlandığını, yeni ürün ya da fikrin uygulanabilirliğini gösteren bütün ayrıntıları, müşteriniz seve seve dinleyecektir.  Her şeyden önce, müşterinizi, bu yeniliğin hiçbir ek çaba, hiçbir zahmet getirmeyeceğine, geçiş veya yeniden öğrenme sürecinde bile sorun yaratmayacağına inandırmanız gerekir.

Yeniliği sunarken, müşterinin eski yöntemlerinin veya satın alma tarzının eleştirisi olarak algılayıp alınabileceği veya kendisinin eski kafalı olduğunu ima edici bir şey söylememeye de özen göstermelisiniz.  Eski donanımı veya eski malı takas yoluyla yahut bir başkasına satmak üzere müşteriden geri almak için satıcıya yetki verilmelidir. Satın alma görevlisi, gelecekte yarar sağlayacak da olsa başlangıçta zarar gibi görünecek bir maliyet yükünün altına girmekten elbette kaçınabilir.

İNSANLARI ZORLAMAK

İnsanları, alışkanlıklarını değiştirmek için zorlamaya çalışmayın, çünkü başaramazsınız. Burada önemli olan pes etmemektir. Rakibiniz er ya da geç bir hata yapacak ve önemli bir olayda müşterisini ihmal edecektir. Bu arada, siz müşteriye nasıl bir ayrıcalık, nasıl bir avantaj ya da özel hizmet sağlayabileceğinizi bulmak için sorunu ayrıntılı olarak inceleyebilirsiniz. Sizin önerinizin rakibinizden hangi noktalarda ve ne açıdan daha iyi olduğunu göstermek için müşteriyi cezp edecek bir veya birkaç avantaj öne sürmelisiniz. Rakibiniz size fırsat tanıyacak bir açık vermese de, tek bir üreticiye bağımlı olmak iyi bir politika olmadığını ileri sürebilirsiniz. Kimse bütün yumurtalarını bir sepete koymak istemeyecektir.

Fazla atak satış yöntemleri tehlikeli olabilir. Eski yöntemler kusursuz olmayabilir, ama müşteri bunlarla çalışmış ve büyük bir olasılıkla da bu çalışmalarından gurur duymuştur. Satış görüşmesinin daha başında, kendi uygulamalarının yeni yöntemlerin gerisinde olduğunu duymaktan hoşlanmaz. Bir şeye inanmak istemeyen veya bir şeye inanmamak isteyen birini inandırmaya çalışmak kadar zor bir iş yoktur. Müşteriniz yeni ürünü almaya karar vermeden önce yeni yöntemlerle kendi kullandığı yöntemi karşılaştırmaya, yeniliğin gerekli ve avantajlı olduğunu görmeye ve hepsinden önemlisi bu değişikliği gönüllü istemeye fırsat bulmalıdır.

Satış görüşmesini bir an önce sonuca bağlamak için sabırsızlanır ve müşterinin tutumunu veya uygulamalarını eleştiriyor izlenimi yaratırsanız, müşteri savunmaya geçecek ve satış öneriniz suya düşecektir. Eksiklikleri, kendisinin bulmasına fırsat tanıyın. Siz kurtarıcı rolünü üstlenmeyin, bırakın o doğruyu kendisinin bulduğunu sansın. Böyle bir yaklaşımla, müşteri satıcının önerisine “manen ortak” edilmiş olur. Bu iyi ilişkiler ortamında müşteri ikna edilmeyi istediği için kolayca ikna edilebilir.

SATICI NE ZAMAN DEĞİŞTİRİLMELİDİR?

Bir müşteriye birkaç kez giden bir satıcının herhangi bir ilerleme sağlamadığı görülürse, değiştirilmesi bazen olumlu sonuç verir. Karşısındaki kişinin bizzat satış müdürü olması, müşteriyi reddetme huyundan caydırabilir. Bu arada, satış müdürü satıcıdan daha deneyimli olmak zorundadır. Ne kadar yetenekli veya yetkin olursa olsun, hiçbir satıcı her müşteriye hoş görünemez. Mantıklı veya mantıksız bir nedenle de olsa, sürekli olarak olumsuz bir tavır alıyorsa, onunla ilişkiye girmiş olan satıcının değiştirilmesi şarttır. Uzun süreli tanışıklıklar, satış için olumsuz bir durum yaratabilir. Satıcı ile alıcı arasındaki yakınlıktan dolayı, artık konuşacak yeni bir şeyler kalmaz. Birbirleri hakkında bilmedikleri yoktur. Bu nedenle alıcı halden anlayacağını düşünerek satıcı arkadaşının önerilerini kolaylıkla ret edebilir. Oysa daha mesafeli bir ilişkide, satıcı siparişi alabilmek için ısrar edip sonuca ulaşabilir.

Özet: Müşterinin riskini azaltacak her şeyi göze alın. Değişikliğin müşteriniz için (müşterinizin hizmetleri için ) zor olduğunu göz önünde tutun. Sizin sunduğunuz ürünü veya yöntemi benimserse eskisinden daha hoşnut olacağını ona kanıtlayın ( ya da onu mevcut durumdan hoşnut olmayacak bir duruma getirin, ama bunu son derece incelikli yapın). Maliyeti onunla birlikte gözden geçirin, müşterinizi çevresinden gelecek eleştirilere karşı koruyun. Satış konuşmasını tarafsız bir yerde veya kendi büronuzda yapın. Müşteri, kendi ortamı içindeyken, yapılacak değişiklikten daha çok tedirgin olur. Fabrikayı ziyaret etmek, seminerler düzenlemek ve fuarlara katılmak da olumlu satış yaratabilir.

Alışkanlık, satıcının karşısına dikilen büyük bir engeldir. Bu engele tepe üstü çakılmayın. Yeni bir ürünü sunacağınız zaman satış konuşmanızı özenle planlayın. Yeni fikri “aşırı yeni” gibi göstermeye çalışın. Müşterinizin hala kullandığı veya uyguladığı şeylere kusur bulmayın. Müşterinizi yönlendiren sağduyuyu takdir ettiğinizi belirtin. Onu kendiniz ortak edin. Sizinle birlikte olmaktan hoşlanmasını sağlayın. Ancak bu yolla, onu eski alışkanlıklarından caydırabilirsiniz.

Yaratıcı Satıcılık Nedir?....3-duygu alanı

3-Duygu Alanı

 

Daha öncede belirtmiş olduğum gibi, insanların satın alma kararlarını etkileyen nedenlerin başında temel gerksinimlerimiz ve duygularımız yer alır. Bunları birkaç örnekle açıklamaya çalışayım;

Yabancı ülkere yapılan geziler, hiç kuşkusuz kültürel bir anlam ve değer taşırlar ve insana büyük deneyim kazandırılar. Ne var ki insanları dış gezilere yönlendiren gerçek neden çoğu kez romantik olaylar yaşamak ve serüvenler tatmak isteğidir.

Giyim kuşamla ilgili şeyler alırken, kalitenin büyük rol oynadığı belirtilir.kalite görünümü,modayı, şıklığı kapsar. Ama “Keşke bende bu giysiyi giyebilseydim” diyen satıcı, müşterinin mantığına değil, kendine olan güvenine hitap eder ve çoğunlukla siparişi almayı başarır.

Otomobil bir ulaşım aracıdır ve tamamen gerçeğe dayalı bir mantıkla satın alınabilir. Ama otomobil aynı  zamanda insanların aklını çelen ve diğer ucuz taşıma araçları varken yeğlenip satın aldıkları cici bici güzel, göz alıcı bir nesnedir. Dahası, güzel bir arabaya sahip olmak, “Konu komşudan geri kalmamakgibi bir anlamda taşır.

Bir fabrikanın yönetim kurulu başkanı veya sahibi, rakip firmanın, hatta kardeş firmanın modern tekniğinden geri kalmamak dürtüsüyle karar verebilir. Hemen hemen her işadamı, modernleşme girişimlerini, hızlı gelişme ve büyüme belirtisi olarak benimser.   Çünkü herkes hızlı büyüyüp gelişmeyi isterken, çevresindekilerin de aynı sonuca ulaşmasını da kıskanır.

Benzer nitelikte iki üründen daha az reklam edilen ürünün satma şansı, ülke çapında büyük reklamları olan ürününkinden azdır. Daha az tanınan ürün daha iyi olsa bile çok reklam edilen ürün, hele hele dostlara ve meslektaşlara gösterilebilecek türde bir ürünse, kesinlikle daha kaliteli olana yeğlenir.

Özel indirimli satışlar mantıklı ve ustaca alışverişler için iyi birer fırsattır. Oysa çoğu kişi, ucuz fiyatları görünce kendini tutamadıkları için gereksinim duymadıkları pek çok ürünü satın alırlar.

Bir müşteri adayı satıcının yapacağı makul öneriyi kabul etmek yerine, kendine çok güvenen veya atak bir satıcıyı reddetmekten daha büyük duygusal doyum alabilir. Aynı müşteri, birinciye yakın, hatta ondan daha elverişsiz bir öneri benimseyip malı alabilir, çünkü bu kez satıcıdan hoşlanmıştır veya satıcıyla ortak bir dostları yada ortak bir merakları olduğunu anlamıştır. Görmüş geçirmiş satıcılar, birinci örnekten ders aldıkları için ikinci örnekteki yöntemle başarıya ulaşırlar.

İş dünyasındaki kararlarda, rekabetin yanı sıra kişinin ve kuruluşun onuru da rol oynar. Kişisel duygulara çok ustaca hitap etmek, alıcının karar vermesini kolaylaştırır.

İki ayrı satıcı tarafından getirilen nicelik ve nitelik yönünden eş iki öneri, alıcının gözünde birbirinden farklı  iki öneridir. Satıcılar kesinlikle bir birlerinden farklı sunuşlarla ortaya çıkarlar. Alıcının karar vermesinde iki satıcının iki ayrı kişiliği, sesleri, konuşma biçimleri ve dış görünüşleri rol oynar (bunlardan biri alıcının satın alma dürtüsünü harekete geçirirken, ikincisi bu dürtüyle ilgilenmez , hatta ona karşı tavır alabilir.

Bir satıcı, insanların eğilimlerini ve zaaflarını kollayarak, müşterilerin duygularını dikkatle gözlemleyerek başarı yolunda ilerleyebilir. Satıcı, satış çabalarında, kişisel öğeye daha az özen göstermek durumundadır. Müşteriye ilgi göstermek kişisel çaba harcamak müşterinin taktir ve ilgisini uyandırır.

Müşterilerin hobilerinden, başarılarından, ilgi duyduğu alanlardan, çalışma yöntemlerinden , iş konusundaki görüşlerinden, girişimlerindeki gelişmelerden söz edebilir. Bunlar, satışı kesin sonuca başlayan noktalar değildir; ama çoğu kez buzları eritmeye yarar. Asık suratlı ya da işi başından aşkın müşterilerin, kendi  işlerine ilgi gösteren, gurur duydukları başarılarını gözden kaçırmayan işe nasıl başladığını, hangi güçlüklerle mücadele ettiğini takdir eden satıcılar karşısında gevşedikleri çok görülür.

Satıcılık hizmet sunmaktır. Satıcı, hizmet sunmaya hazır olmalıdır. En önemli hizmeti de, kendisinin ve firmasının verdikleri  sözleri yerine getirmesini, teslimat programını aksatmamasını ve müşterinin isteklerine cevap vermesini sağlamaktır.

Sonuç: Bir müşterinin nasıl tepki göstereceğini kimse matematiksel olarak hesaplayamaz. Satıcı, kişiyi ve duygularını dikkatle incelemelidir. Bunu yaptığı zaman, insanların akıl yoluyla değil duygu yoluyla daha çok etkilendiklerini öğrenecektir. Bu nedenle müşterinizin içindeki insanı bulmaya çalışın

 

 

Yaratıcı Satıcılık Nedir?....2-Gereksinim Alanı

2-Gereksinim Alanı:


Malınız satılabilir nitelikte mi?: Hangi malların üretileceği ya da hangi üretim yönetiminin uygulanacağı konularında genellikle satıcının karar yetkisi yoktur. Pek çok firma, karar aşamasında satıcıları devreye sokmaz. Satıcılar ise, piyasayı boğan satılmamış ve satılamaz malların yığılmasında bu tutumun rol oynadığına inanırlar. Genelde firma sahiplerinin veya yöneticilerin satış ekibindeki insanlara şöyle cümleler kurduğunu duymuşsunuzdur.” İyi satıcı herşeyi satan kişidir. Çok satılanı herkes satar. Esas hiç satılmayanı satmaktır.” derler. Ama gerçek bu değildir. Pazarlamanın ortaya çıktığı ilk yıllarda bu işlem döğruydu. Zira o zamanlar şu anki gibi bir çok firma piyasada bulunmamaktaydı ve tekel konumundaydı. Ancak şimdi piyasayı kesinlikle alıcılar belirliyor, bu da demek oluyor ki satıcılar mutlaka üretimin içinde olmalı ve fikirleri alınmalıdır.


Satıcıları devre dışı bırakmanın önemli bir sakıncası daha vardır. Üretim sürecinde fikrine danışılmamış satıcı, sonuçtaki kusurların sorumluluğunu taşımaz. Satıcıları ürünün tasarlanma aşamasına katmak, onları satış çabasına yöneltecek ve satmamak için bahane bulma tutumundan uzaklaştırılacaktır.


Daha öncede söylediğim gibi satıcılar mal değil fikir satmaları gerekmektedir. Bu fikirlerin ne olduğunu bilmesi içinde satıcıların insan gereksinimlerini bilmesi gerekir. Peki “bizlerin temel gereksinimleri nelerdir? Kaç temel gereksinim vardır?” sorularının yanıtlarını bilmemiz gerekmektedir. Tabiki bunun kesin bir sayısı bulanmamaktadır. Kimine göre 2 maddeden oluşan bir liste olabileceği gibi, bazıları içinse 100 maddeden oluşabilir. Ben sadece sizlere genel olarak benim gözlemlediğim gereksinimlerden bazılarını yazmaya çalışacağım;

1- Kendini kanıtlama, ego dürtüsü: Bu gereksinim, toplumsal statü, nüfuz, etkinlik, itibar, mevki, ün, kendini ortaya koyma, kendini kabul ettirme ile karşılanır.

2- Cinsel dürtü: Bu gereknisim, sevilmek, güzel veya yakışıklı olmak, başka çekiciliklere sahip olmak ile karşılanır.

3- Arkadaşlık : Arkadaş kazanmak, sosyal ilişkiler kurmak, sevilen biri olmak, aile kurmak ve aileyi sevmek bu gereksinimi karşılanır.

4- Kendini Sakınmak: Sağlıklı olma isteği ve hastalıklara karşı korunmak, bu gereksinimin belirtileridir.

5-Mülkiyet ve kazanma dürtüsü: Bu gereksinim, koleksiyon yapmak, çeşitli şeylere sahip olmak, kumar oynamak ve çok para kazanmak gibi istekler uyandırır.

6-Merak: Bilgiye susamak, deneyler geçirmek, ve yeni buluşlara yönelmek isteği meraktan kaynaklanır.

7- Konfor: Rahatlama, gevşeme sağlayan veya gevşekliğe olanak tanıyan her şey bu gereksinimi karşılar.

8-Güvenlik : Güvenklik gereksinimleri, fiziksel acıya, korkuya ve kaygıya karşı korunmayı kapsar.


Sonuç:Yaratıcı satıcı, satış yöntemlerini herkesin ortak temel gereksinimleriyle bağdaştırmasını anlayan ve öğrenen kişidir. Temel gereksinimleri satıcı yaratamaz, ama insanlardaki bu gereksinimleri uyandırabilir.