| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

kazanmak isteyenler

Bu bölümde karşılıklı bilgilerimizi ve deneyimlerimizi paylaşmak arzusundayım. Sizlerde yaşamış olduğunuz tecrübeleri bizimle paylaşırsanız kişisel gelişimimize bir parçada olsa katkıda bulunmanın gururunu taşıyacaksınız.Her türlü sorununuz için buzuladam@gmail.com a mesaj atabilirsiniz.

14 "psikoloji" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"psikoloji" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Yartıcı Düşünme

1. Yapabileceğinize inanın. Bir şeyin yapılabileceğine inandığınızda aklınız onu yapmanın çözüm yollarını bulacaktır. Bir çözüme inanmak o çözümün yolunu açar.”İmkansız”,”işe yaramaz”, “yapamam”, “denemeye değmez” laflarını düşünme ve konuşma sözcüklerinizden çıkarın.

2. Geleneklerin aklınızı dondurmasına izin vermeyin. Yeni fikirlere açık olun. Denemeci olun.Yeni yaklaşımları deneyin. Yaptığınız herşey ilerleyici olsun.

3. Kendinize hergün şunu sorun: “Daha iyi nasıl yapabilirim?” Kişisel gelişimin sınırı yoktur. Kendinize “Daha iyi nasıl yapabilirim?” diye sorduğunuzda işe yarar cevaplar belirecektir. Deneyin, göreceksiniz.

4. Kendinize sorun: “Daha çok nasıl yapabilirim?” Kapasite aklın o anki durumuna bağlıdır. Kendinize bu soruyu sorduğunuzda aklınızı pratik yollar bulmaya itmiş olursunuz.

5. Sormayı ve dinlemeyi öğrenin. Sorun ve dinleyin; böylece parlak kararlara ulaşmak için gerekli hammaddeyi elde edeceksiniz.
Unutmayın: Büyük insanlar dinlemeyi, küçük insanlar konuşmayı tekellerine alırlar.

6. Zihninizi genişletin: Kıvılcımlara açık olun. Sizde yeni düşünceler üretmede ya da işleri yapmak için yeni çözümler bulmanızda yardımcı olacak kişilerle ilişki kurun. Farklı meslek dalları ve ilgi alanlarında insanlarla biraraya gelin.

Olaylara tek Taraflı Bakmayın..Farklı Perspektifler yakalayın

Dr.Paul Ruskin,
öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okur :

"Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor. Zaman, yer ya da kişi kavramı yok.Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde.Yürümüyor.Uykusu sürekli düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor.
"Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da Yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar. Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar.Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıdır...

Dr.Ruskin, Amerikan Tıp Birliği Dergisindeki makalesinde, (günümüzde çok yaşandığı gibi ) gülünç bir yanlış anlamanın insana nasıl tamamen farklı bir perspektif kazandıracağını anlatmaktadır.

Allen Klein

Yapıcı olmak eğitim gerektirir...


Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini
tamamlamış. Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en
kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını,
halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı
iliştirmesini istemiş. Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde
resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş.

Üzüntüyle ustasına gitmiş. Usta ressama üzülmemesini ve yeniden resme
devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış.
Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu
kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş.

Öğrenci denileni yapmış.. Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.Usta ressam şöyle demiş:

"İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün.

Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.
İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim
gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.

Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın.
Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenler ile tartışma."

BABAMI İSTİYORUM


Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki
çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.
Çocuk babasına, "Baba bir saatte ne kadar para
kazanıyorsun" diye sordu... Zaten yorgun gelen
adam, "Bu senin işin değil" diye cevap verdi.
Bunun üzerine çocuk "Babacım lütfen, bilmek
istiyorum" diye üsteledi. Adam "İllâ da bilmek
istiyorsan 20 milyon" diye cevap verdi. Bunun
üzerine çocuk "Peki bana 10 milyon borç
verir misin" diye sordu. Adam iyice sinirlenip,
"Benim senin saçma oyuncaklarına veya
benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi,
derhal odana git ve kapını kapat" dedi.
Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.
Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasıl böyle şeylere
cesaret eder." diye düşündü. Aradan bir saat
geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve
çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını
düşündü, "Belki de gerçekten lazımdı"...
Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı...
Yatağında olan çocuğa, "Uyuyor musun" diye
sordu. Çocuk "Hayır" diye cevap verdi...
"Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana
az önce sert davrandığım için üzgünüm.
Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi...
Çocuk sevinçle haykırdı, "Teşekkürler
babacığım"... Hemen yastığının altından
diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın
suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.
Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran
olduğu halde neden benden para istiyorsun?...
Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak
vaktim yok" diye kızdı... Çocuk "Param vardı
ama yeterince yoktu " dedi ve yüzünde
mahcup bir gülücükle paraları
babasına uzattı; "İşte 20 milyon...
Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?..."

Yaşlı adam...

Yaşlı bir adam emekli olduktan sonra bir lisenin yanında küçük bir ev aldı. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirdi ama ders yılı başlayınca huzuru kaçtı. Okulların açıldığı ilk günden başlayarak öğrenciler, dersten çıkar çıkmaz yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmeliyorlar, anlamsız sesler çıkararak bağırıp, çağrıyorlar, dayanılmaz gürültüler yapıyorlardı. Çocukların gürültülerinin dinmek tükenmek bilmeyeceğini anlayan yaşlı adam, bu işe bir son verebilmek için kurnazca bir çözüm buldu.
Ertesi gün çocuklar öğrenciler okuldan çıkıp, yine dayanılmaz gürültüler yaparak evinin önünden geçerken yaşlı adam dışarı çıktı, onlara bir öneride bulundu. "Siz hepiniz çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz" dedi. "Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı biçimde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım. Siz bana gençliğimi anımsatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün bir dolar veririm. Kabul mü?."
Bu öneri çocukların çok hoşuna gitti. Her gün hem eğleniyorlar, hem bol bol gürültü yapıyorlar, hem de bir dolar para kazanı- yorlardı.
Bu durum bir hafta bu biçimde sürdükten sonra birgün yaşlı adam çocukları yine durdurdu ve onlara kısa bir açıklama yaptı:
"Çocuklar, yaşam pahalılığı, enflasyon beni de etkilemeye başladı" dedi. "Bugünden sonra size ancak elli sent verebileceğim. Beni anlayışla karşılayacağınızı umarım."
Bu durumdan pek hoşlanmamalarına karşın çocuklar yaşlı adama anlayış gösterdiler ve günlük gürültülerini elli sent karşıladığında yapmayı kabul ettiler.
Aradan birkaç gün daha geçtikten sonra yaşlı adam birgün çocukları yine durdurdu ve onlara bir durum açıklaması daha yapmak zorunda kaldığını bildirdi:
"Bakın, bizim emekli paralarını gününde ödemiyorlar" dedi. "Durumum biraz sıkışık... Üzülerek söylüyorum ama yapabileceğim başka birşey yok... Bundan sonra size ancak yirmibeş sent verebileceğim... Tamam mı?.. Anlaştık mı?"
Yaşlı adamın bu son önerisi, çocukların hiç de hoşuna gitmedi. "Olanaksız bayım" dedi içlerinden biri. "Günde yirmibeş sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kusura bakmayın ama, biz işi bırakıyoruz."

Anne-Baba Davranışlarının çocuk üzerine etkileri

ANNE-BABA DAVRANIŞLARININ ÇOCUK
ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminin temelinde annenin ve babanın davranışlarını buluyoruz. Onların tek tek kişilikleri, birbirlerine olan davranış ve tutumları ve çocuklarına gösterdikleri ilgi ve davranış biçimleri gerçekten çok önemlidir. Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminde, özellikle anne ve baba davranışlarının büyük rolü vardır.
Bazı çocuk ileriki yaşamında tıpkı anne ve babası gibi davranır.
Bazı çocuk öyle zorlanmıştır ki, reaksiyon olarak, kendisine yöneltilen davranış ve eğitim tarzının tam tersini seçer. Doğru ya da yanlış olduğunu gözetmeden... İçinde birikmiş acı ve sorunlar nedeni ile...
Bazıları da, kendi anne ve baba davranışlarını bilinçli bir yorum süzgecinden geçirir ve en iyisini, en doğrusunu uygulamaya çalışır.

·“Benim doktor olmamı isterdi, annem... Olamadım... Bari oğlum doktor olsun. Bunu sağlamak zorundayım...”
YA DA
·“Okutmak için boşuna zorladılar beni... Zamanım boş yere harcandı. Ben çocuğumu okutmayacağım. Bir an önce hayata atılsın ve para kazansın.”
YA DA

·“Onun annesi ve babası olarak görevimizi seve seve yapacağız. Neye yeteneği varsa ve ne olmak isterse öyle olsun. Eğitmek, yetiştirmek, mutlu ve verimli olmasına yardım etmek en büyük görevimiz bizim...”

Bu ve benzeri davranışlara çok sık rastlamaktayız. Genellikle çocukların öğrenim ve eğitimlerinde anne ve babanın, idealleri büyük rol oynamaktadır. Çocuklarında adeta kendilerini gerçekleştirmek istemektedirler. Kişilik özellikleri tam gelişmemiş olan “BÜYÜK ÇOCUKLAR” dır bunlar... Kendi geçmişlerinden , kendi çocukluk sorunlarından sıyrılamamış olan büyük çocuklardır.

Çocuk hep inceler; bilir misiniz? Belli ederek ya da etmeyerek çocuk hep inceler. Ve zamanı gelince öyle bir konuşur ki şaşırır büyükler.


ÇOCUĞUN KİŞİLİK GELİŞİMİ VE KARDEŞLİK SIRASI


Çocuğun benlik gelişimi iki yaşından itibaren gelişmeye başlar. Çocuk ailesinin de yardımıyla kendi kendini tanır ve değerlendirir. Kişisel özelliklerinin yanı başında annesinin, babasının, ailesinin ve çevresinin ona olan davranışları yer almaktadır. Aile ve çevre etkileri kişilik gelişiminin çok önemli faktörleridir. Ayrı ortamlarda, ayrı şartlarda ve farklı eğitimle yetiştirilen kardeşler arasında görülen ayrıcalık bu gerçeği kanıtlamaktadır. Hatta kardeşlik sırasında bile anne ve babanın çocuklarına olan farklı davranışları, onların kişilik gelişimlerinde önemli rol oynamaktadır.
Tek çocuk genellikle yalnız, güvensiz ve egosantrik çocuktur. Yani, kendisini dünyanın merkezi gibi düşünür. Aile çevresinin, özellikle aile büyüklerinin kendisine gösterdikleri önceliğe çok alışmış ve bunu adeta bir hak olarak kabul etmiştir. Devamlı olarak büyüklerinden yardım ve destek bekler. Hemen her isteğinin yerine getirilmesine alışıktır.
Tek çocuğun çevre ve arkadaşlık ilişkileri sağlıklı gelişemez. Çünkü çocuk başkalarını da ailesi gibi kullanmak isteyince dirençle karşılaşacaktır. Hemen her çocuk yeni doğan kardeşini kıskanır. Annesinin ve çevresinin tek insanı, tek sevgilisi iken birden bire tahtını kaybetme tehlikesi ile karşılaşan bir hükümdar gibidir. İkinci plana itilme üzüntüsünün yanı sıra, annesini paylaşma sorunu onu son derece üzer.
Kardeşlik sırası, yönünden en küçük çocuk olmak, tek çocuk olmaya kısmen benzer. İlgi çeken, sevilen, hep küçükmüş, hep küçükmüş gibi davranılan çocuktur. Abla ya da abileri olması açısından şanslıdır. Yapayalnız değildir. Paylaşmaya az çok alıştırılmıştır. Yine de tüm işleri, tüm sorumlulukları büyükleri tarafından benimsenip çözümlenir. Küçük çocuğun sorumluluk duygusu çok geç gelişir. İlgi, sevgi, şefkat yönünden ise söylenecek söz yoktur. Hepsini bol bol almanın mutluluğunu yaşar.






OKUL – ÇOCUK – AİLE

Çocuk için okul hem aile yaşamının devamı, hem de dış dünyaya açılan ilk kapıdır. Bu eğitim kurumu, çocuğa bir şeyler öğretmekle görevini tamamlamış sayılamaz. Yuva sıcaklığını devam ettirerek, çocuğu dış dünya ile uyum sağlamaya hazırlayacaktır, okul... Bu yönden çocuğun ikinci evi, ikinci yuvası sayılır.
Çoğu kez evdeki sorunlar, okulda devam eder. Çocuk, zekası, yetenekleri, ve kişiliği ile ikinci annesinin, yani öğretmeninin elinde ve gözetimindedir. Ona eğilecek, onu anlayacak, onu eğitecek ve değerlendirecek öğretmeninin...
Tüm ömrünü eğitim ve öğretime adamış bir öğretmenin şu sözleri üzerinde dikkatle durmaya değer: “Çocuğun sorumlu ve bilinçli öğretmeni, bilgi kaynağı olmanın yanı sıra, bazen doktor, bazen hemşire, hemen her zamanda bir psikolog gibi onu anlayıp kavrayacak insandır. Ve öğretmen ister erkek ister kadın olsun, her şeyden önce bir anne şefkati ve anne sevgisi demektir. Çünkü çocuğun bir üvey annesi olabilir... Üvey anne gibi davranan bir öz annesi de olabilir. Öğretmenin bilinçle, dikkatle üzerinde durması gereken tek gerçek şudur ki; ÜVEY ANNE OLUR AMA, ÜVEY ÖĞRETMEN OLMAZ.”
Bu kurala içtenlikle uyulmuş olsa, çocuk kendisini yalnızca başarısı ile değerlendirilen bir araç gibi hissetmeyecektir. Bir varlık olarak, bir insan olarak sevilip önemsenmesinin mutluluğunu yaşayacaktır.

ÇOCUĞUN RUH SAĞLIĞI

Her insan için ruh sağlığı, kendi kendisiye ve çevresiyle uyum içinde olmak demektir. Freud, “sağlıklı insan, çalışan ve seven insandır”der. Bir bakıma hem kendimizle, hem de başkalarıyla barış içinde olmaktır.
Çocuğun ruh sağlığında ise sağlıklı bir üçgen söz konusudur. Hem annenin hem babanın hem de çocuğun uyumlu, huzurlu ve sağlıklı olmasından kaynaklanıp oluşacak bir üçgen...
Cezadan, katı ve sert önerilerden kaynaklanan eğitim, çocuğun ruh sağlığını zedeler. Uyum, bir esnekliktir. Duygusal ve düşünsel iletişim, anlayış, iyi niyet ve hoş görü ile gerçekleşir.
Saygıyla ve sabırla dinlemeyi bilmeden, öğrenmeden konuşmaya kalkışırsak, bizi de dinlemezler. Yaşam içindeki her değişikliğe, her yeniliğe, tatlı bir uyumla yaklaşabilmektir, ruh sağlığı... Ürkütmeden, korkmadan, paniğe kapılmadan... Çocuk açısından ifade etmek gerekirse: “Ürkütülmeden, korkutulmadan...” Nefes alır gibi rahat, sevecen ve adeta yaşam mucizesini merak eder gibi bir uyumdur bu. Sevecen ve hayret... Tanışma, bilme ve öğrenme isteği...Tüm yaşamla dost ve barışık olmak...
Çocuk ruh sağlığı açısından ailenin, yakın çevrenin ve okulun ne büyük sorumluluklar taşıdığı ortadır. Çok değerli ve çok ince bir malzemeyi büyük bir özenle tanımak, iyi ve doğru değerlendirmek... İlgi ve bilgi yanı sıra, sabır, anlayış ve sevgi isteyen bir uğraş söz konusudur. Gerçek ilgi ve sevgi ile, ilgi ve sevgi gösterisini çocuk pek çabuk ayırdeder ve asla affetmez. Kazandırılan olumlu değerler bir çırpıda yok olabilir. mutsuz, huzursuz, kırıcı, yanlış, öfkeli baş kaldırmalara dönüşebilir. Çoğu kez “EKTİKLERİMİZİ BİÇERİZ” de ondan.

ÇOCUKTA UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI


İnsanın hatta yaşamın küçük bir örneğidir, çocuk. Yaşıyla küçük, vücut gelişimiyle küçük; fakat anlamı ve önemi ile kocamandır. Çünkü durmamacasına akıp giden yaşam nehrinin arı-duru su damlasıdır, çocuk.
Çocuğun doğuştan sahip olduğu fizik, fizyolojik ve psikolojik özellikler, anne-baba, bazen bir bakıcı ve daha sonra yakın çevre ve okul tarafından gözlemlenir, ilgilenilir ve geliştirilmeye çalışılır. Psikolojik gelişimin ilk kaynağı doğum olsa da ana-baba ilgisi, çocuğa ver,ilen öğrenim ve eğitim büyük önem kazanmaktadır. Psikolojik gelişimin ikiz kardeşi diyebileceğimiz bir başka gelişimde,
Sosyal GelişimÞ yani çocuğun çevreye uyum göstermesi, duygusal-düşünsel iletişim içinde bulunması,yani sosyalleşmesidir.
Sağlıklı büyüyen çocuğun uyku, meme, mama sorunu pek olmaz. buradaki sağlık, yalnızca çocuğun sağlığı değil; anne-babasının sağlığı da, anne-babanın beraberliklerindeki düşünsel-duygusal uyum anlamına gelir.
Niçin ağlar çocuk? Neden huysuzlaşır? Karnı aç değilse, organik bir nedeni yoksa niçin ağlar çocuk?
“ Ya psikolojik anlamda canı yanmıştır, üzmüşlerdir, azarlamışlardır, kırmışlardır onu...”
“ Ya da öylesine yalnız ve ilgisiz hissediyordur ki kendini, sevin beni, ilgilenin benimle lütfen der gibi ağlıyordur...”
Mutsuz, yalnız ve huzursuz çocuk ya her fırsatta ağlar, ya çevreye büyük tepkiler geliştirir, yaramazlık ve uyumsuzluk örnekleri sergiler... Ya da tümüyle sessizleşir ve içine kapanır. Susar, susar... En büyük sorunda bu suskudur. Kendi yalnız dünyasına hiç kimseyi almak istemiyormuş gibi görünmez bir duvar örüp suskuya ve yalnızlığa sığınma... Aşılması en zor duvar ve en dayanılmazı budur.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM


Okul öncesi eğitimin ilkeleri :
1.Sevgi
2.Tutarlılık – Süreklilik
3.Özgürlük ve disiplin arası bir denge
4.Bağımsız ve kendine yeten bir tarzda yetiştirmek
5.Eğitim düzeyi, gelişim düzeyine uygun olmalı
6.Oyun-yaratıcı oyun etkinlikleri
7.İstenilen davranışı yerleştirmek için ödül
8.Etiketlere uygun davranışlar
9.Çevrenin uyarıcı niteliği
10.Acı ve sevincin paylaşılması
Grup içerisinde bir çocuk, işbirliği yapmayı, birlikte herhangi bir işi yapmayı- planlamayı, diğer çocukların fikirlerine saygı göstermeyi, yabancılık hissetmeden bir işe başlamayı, iyi ya da kötü bir sonuç alındığında bunu arkadaşları ile paylaşmayı öğrenir. Bir çok el alışkanlıkları okul öncesi eğitim kurumunda kazanılır. Yukarıda saydığımız davranışların kazandırılmasında oyun, çok önemli bir araçtır.

Oyunun ne gibi yararları vardır :
a.Bedensel olarak duygusal, zihinsel, sosyal hatta cinsel bakımdan da gelişir. Çocuk için oyun, zamanın iyi geçirilmesini sağlayan bir araç değil aynı zamanda gelişimini de sağlayan bir yapıdır.
b.Oyun çocuğa hareket özgürlüğü sağlar.
c.Çocuğun kendisini yönettiği, denetlediği bir hayal dünyasını yaratmasını sağlar.
d.Araştırma, merak, macera veya serüven gibi motivelerin etkisiyle oyun oynamaktadırlar. ( Daha çok erkeklerde )
e.Dil gelişimini hızlandırır.
f.Çocuk oyun içinde bedensel yapısını denetim altına alır. Bilgi ve dikkat toplama oyun ile gelişir.
g.Yetişkin rollerini oyun sürecinde oynayarak benimser.
h.Öğrenmek için en dinamik, en canlı ortam ve yöntemleri oyun sağlar.
i.Karar verme akıl yürütme yeteneği oyun ile gelişir.
j.Özellikle grup oyunları ile kendi beklentilerinden kurtulur.
k.Oyun içinde ruhsal gerginlikler, sıkıntılar yok olur. Oyunun tedavi edici gücü vardır.
l.İnsan yaşamının sürekliliği için, oyunun yaşamsal bir önemi ve sürekliliği vardır.
m.Oyun insanı cezalandırır ve mutlu eder.

Çocuk Oyunlarının Özellikleri

1.Oyun belirli bir sıra ve evrim izler.
2.Oyun etkinliklerinin sayısızlığı ve çeşitliliği, yaş büyüdükçe azalır.
3.Çocuğun yaşı büyüdükçe, dikkat süresi de uzar. Kendisini daha uzun süre bir işe verebilir.
4.Çocuk istediği zaman, istediği şekilde, istediği şeyle oynar.
5.Hiçbir zaman akılcı bir şekilde bir oyuncağa bağlı değildir.
6.Çocuk büyüdükçe beden durgunlaşır. Daha sakin ve zihinsel becerilerle bedeni uyum içinde çalıştıran oyunlara yönelir.


Yaşlara Göre Oynanan Oyunların Türleri

0-2 Yaş : çocuklar bireysel oyun oynarlar ve çevreleri ile farklı etkileşimler kuramazlar. Renkli dikkat çekici oyunlarla oynar.

3 Yaş : Yüksek yerlerde yürümeyi denerler. Takla atma ve tırmanma eylemleri yapabilirler. Yeni oyunlar yaratırlar ve oynarlar. Daha çok evcilik, doktorculuk, bakkalcılık... gibi oyunlar oynarlar.

4 Yaş : Resim yaparlar, yapılar kurarlar ve kendi yaptıkları şeylere hayranlık duyarlar. Yaptığı şeyi zevkle seyreder. Müzikten, şarkı söylemekten, dans etmekten çok hoşlanırlar. Özellikle ritimli müzikten çok hoşlanırlar ve büyük zevk alırlar. Resimli kitapları çok severler. Hayal gücünü uyaran kitapları tercih ederler.

5 Yaş : Tek başına ya da bir yetişkinin yanında oynamaktan hoşlanır. Bedensel etkinlikleri arttığı için ip atlama, paten kayma, salıncakta sallanma; el becerisi arttığı için, kesme, yapıştırma, çizim yapma, resim yapma ya da bir resme harfi, sayıyı ekleme, kopya etme, parçalı bilmeceleri birleştirme gibi oyunlar oynarlar.

6 Yaş : Bu yaş çocuğu oyunu bir iş gibi görmektedir. Boyama, yapıştırma, kesme ve çizim yapmayı sever. 6 yaşındaki çocuk dengeyi sağladığı için bedenini kontrol eder. Top, ip atlama, yüzme gibi oyunları tercih etmektedir. Çocuğun bunları yapması için bazı bedensel oyunlara da izin vermeliyiz.

OKUL ÖNCESİ KURUMDAKİ ÖĞRETMENİN ÖZELLİKLERİ


Yeniliklere açık, kendine saygısı olan ve kendini tanıyan, güvenilir, sağlam bir kişiliği olan ve davranışlarda tutarlı olan bir kişilik özelliğine sahip olmalıdır. Öğretmenin çocukları sevmesi ve onlarla olmaktan mutlu olması gerekir. Öğretmen, alanında bilgili, becerikli ve aktif olmalıdır. Özellikle çocuklarla dostça ilişkiler kurabilmelidir. Her tür farklı soruya cevap verebilecek kadar hazırlıklı olmalıdır. Öğrencilerin olumlu davranışlarını değerlendirmelidir. Espri yeteneği olmalı, şakacı olmalı, özellikle küçük çocuklarla uğraşıyorsa çocuklarla birlikte neşelenmeli, gülmelidir. İşte o zaman arada çok güzel duygusal bir bağ olacaktır.
ÖĞRETMEN ÇOCUK İLİŞKİLERİNİN GENEL DOĞRULTULARI


1.Çocukla birlikte olmalı, arkadaş gibi davranmalı ama hiçbir zaman çocuklaşmamalıdır.
2.Öğretmen ne öğreteceğim yerine hangi eğitsel faaliyeti nasıl öğretebilirim endişesi içinde olmalıdır.
3.Çocukları geriden gözleyip anlam gelişimine katkıda bulunabilir. Doğal halde gözlemlemelidir. Çocuklar genellikle yetişkinlerle birlikte olmaktan sıkıntı duyarlar. Bunun nedeni yetişkinlerin çocuk üzerinde koyduğu baskı ve çocuğun yetişkin tarafından anlaşılmadığı düşüncesidir.
4.Öğretmen aynı anda birden fazla çocukla ilgili olmalıdır. Bunu grup faaliyetleri ile yapabilir.
5.Çocuklara karşı ön yargılı olmamalıdır. Çocukların değerlerinden alçak gönüllü olmaya dikkat etmelidir.
6.Öğrencilerin birbirleriyle iyi ilişki kurmasında öğretmenin rolü vardır. Öğretmen bunu yaparken öğrencilerin birbirleri ile saygılı olmasını, ilişkilerinden zevk almasını sağlamalıdır. Çocuğu ödüllendirmelidir. Sınıf içerisinde sevilen öğrenci ile sevilmeyen öğrenci bir araya getirilerek sınıf içerisinde bir kaynaşma sağlanmalıdır.
7.Problem çözme yeteneğinin sağlanmış olması gerekir. İnsan adeta problem ağına düşmüştür. Çocuğun problemlerle başa çıkmasının öğretilmesi gerekir. Kendi sorunlarına sahip çıkmalıdır. Kendi kararlarını kendi vermesini ve kendi kendini denetlemeyi öğrenmelidir.

ÇOCUK NEYİ ÖĞRENİR?

Eğer bir çocuk kınanarak yaşarsa
suçlamayı öğrenir.

Eğer bir çocuk düşmancadavranışlar
içinde yaşarsa
kavga etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk alay edilerek yaşarsa
sıkılganlığı öğrenir.

Eğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa
suçluluk duymayı öğrenir.

Eğer bir çocuk hoşgörüyle yaşarsa
sabırlı olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk teşvik edilerek yaşarsa
güvenmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk değer verilerek yaşarsa
saygı duymayı öğrenir.

Eğer bir çocuk eşitlik ortamında
yaşarsa
adaleti öğrenir.

Eğer bir çocuk güven duygusu içinde
yaşarsa
inanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk beğenilerek yaşarsa
kendisinden
hoşlanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk kabul ve dostluk içinde yaşarsa
dünyada
sevgi aramayı öğrenir.

Eğer bir çocuk düşmanlıklar içinde büyürse
saldırganlığı öğrenir.

Eğer bir çocuk sevgi içinde büyürse
güvenmeyi öğrenir.

Çocuk ailenin, aile de toplumun ürünüdür;
çocuk
yaşadığını öğrenir.

Çocuklara hangi yaşta hangi oyun ve oyuncaklar

3-5 YAŞ:

- Fantezi ve keşfetmeye ( evcilik,okul oyunları ile bebekler, mutfak ve doktor muayene aletleri),
- Dil gelişimine ( renkli tuşları olan piyano, müzik ve öykü kasetleri, kuklalar... gibi ),
- Aritmetiğe hazırlamaya ( resim ve sayı eşleme oyunları ; domino, kızma birader ve sayı kartları) yönelik oyuncaklar.

5-8 YAŞ:

- Toplumsal gelişim ve işbirliği ile ilgili ( top, seksek, dama, minyatür arabalar),
- Bilişsel beceriler ve algısal hareket becerilerini sağlayan ( maketler, yap-boz oyunları ),
- Yaratıcı anlatıma yönelik ( parmak boyası, kağıt hamuru, karakalem, suluboya ya da pastel boyalarla resimler, oyun hamurları, sessiz sinema gibi oyunlar ) oyun ve oyuncaklar.

9-12 YAŞ:

- Sorun çözme yeteneklerine ( karmaşık masa üstü oyunları ve video oyunları ),
- İnce ayrıntı hareket becerilerine ( küçük parçalı,karmaşık yap-boz oyunları, üç boyutlu model uçaklar, uzaktan kumandalı araçlar, kumaş boyama, ağaç işleme ve akvaryum bakımı ),
- Stratejik yeteneklere ( sözcük türetme, monopol tenis, ping-pong ve atari... gibi ) yönelik oyun ve oyuncaklar.

12 YAŞ VE ÜZERİ

- Soyut düşünme ve akıl yürütmeye ( basit mikroskop ya da teleskop, kimya ya da elektronik setleri... gibi ),
- Bağımsız yaşam becerileri kazanmaya ( yürüyüş, bisiklete binme ve kamplar... gibi ) yönelik oyun ve oyuncaklar önerilmektedir




ÇOCUĞUN ÇEKİNGENLİĞİNİ YENMESİ İÇİN

EVDE

- Çocukla eşit, demokratik, kaliteli bir iletişim kurulmalı. Bu anne ve babanın da istismara uğramadığı, kendi ihtiyaçlarını ifade edebildiği , çocuğun ihtiyaçlarına kulak verilebilen bir ilişki olmalı.
- Evde çocuğun bireyselliğini ortaya koyabildiği, bunun için yargılanmadığı , suçlanmadığı, etiketlenmediği bir atmosfer oluşturulmalı.
- Anne baba çocuğa model olmalı.
- Anne baba çocuğu sözel olarak sık sık taktir etmeli.
- Çocuğun kapasitesinin altında ve üstünde beklentilerden kaçınılmalı.
- İyi niyetli bile olsa karşılaştırma yapılmamalı. Bu çocuğu tekrar çekingenliğe iter.
- Çocuğun başarması için ilgi ve sevgi göstermeli, taktir ve kabul etmeli. ( Unutmayın iletişim biçiminin kendisi sevgiyi göstermenin yoludur.)
- Profesyonel yardım almaya açık olunmalı.

OKULDA

- Öğretmen çocuğa sosyal etkinlik alanı yaratmalı. Eğitimci birebir kendisi grup oyunları yaratıp o çocuğu işin içine katmalı, arkadaşlarını yönlendirmeli.
- Çocuğun arkadaşlarından pozitif geri ileti alabileceği atmosfer ve alanlar yaratılmalı.
- Öğretmenin kendisi de çocuğu sözel olarak taktir etmeli.
- Sınıf içinde de karşılaştırmalardan kaçınılmalı.
- Öğretmen her çocukla ikili bir ilişki, etkin bir iletişim kurabilmeli. Çünkü anaokulunda ve ilkokulda ikili ilişki kurulamadığında çocuk orada eriyor, kayboluyor.
- Çocuğun daha yakın ilişki kurabildiği öğretmenin derslerinde o ilişkiden yararlanarak çocuğun o alanda başarılı olması sağlanabilmeli. ( Örneğin beden eğitimi öğretmenleri, branş öğretmenleri ve bunun gibi eğitimciler.)

Buzdağının Görünmeyen yüzü

Dokuz yaşındaki bir erkek çocuğu evlerine gelen bir konuğun beş yaşındaki kızına "maymun" der. Kızın annesi bu söze gücenir çünkü bu gözlemin ardında gizli olan iltifatı anlamamıştır. Erkek çocuğu bir maymunun önemli bir rol aldığı bir televizyon programını çok sevmektedir. Bu maymun onu çok etkilemektedir ve kızın ele avuca sığmaz karakteri ona maymunu anımsatmıştır. Erkek çocuğunun anlayışına göre, kızın maymuna benzediğini söylemek, "Bu kızı beğendim." demektir. Ama kızın annesi maymun sözcüğünü daimaolumsuz anlamıyla kullanmaktadır. Bu yüzden erkek çocuğunda aynı şekilde düşündüğünü zanneder.

aynı şekilde, çocuk annesine örneğin, inek, babasına at diyebilir, ve bunları söylerken bu ifadelerin aşağılayıcı bir nitelik taşıdığından habersizidr. Ancak anne ve babasına böyle hitap ettiği için cezalandırılır ve terbiyesizlik etmekle suçlanır. Süt veren inek, sütün içine kakao koyan anne ile karşılaştırılır. Çalıştığı için evde pek az boy gösteren baba, çocuğun hayal dünyasında ağır işe koşulan ata benzetilir. Bir çocuk neden ne düşündüğünü söyleyemesin? Sonuçta ona dürüst olması öğretilmiştir.

41 yaşındaki bir banka yöneticisi şöyle diyor: "Çocuklarıma olan tavrım aslında takınmak istediğim tavrın tam tersi olmuştur. Kendi evebeynlerimin kullandığı yöntemleri kullanıyorum ama 180 derece çevirerek."

38 yaşındaki bir şirket yöneticisi de şunları söylüyor: "Çocuklarıma daima iyi örnek olmaya çalıştım çünkü çocuklarımın benim çektiğim acıları çekmesini istemiyordum. Bu yolu izlerken ben de öteki uca savruldum ve çocuklarım için her şeyin tam olarak mükemmel olmasını istedim ve hala bugün böyle istiyorum."

 Ancak birçok vakad, partnere aktarılan arzular gelişmişlik düzeyi ve yetenekleriyle orantılı olmaz. Hedef, bazı yeteneklerin aşama aşama geliştirilmesi olmalıdır. Bu tür durumlarda kişi birinci adımdan önce ikinci adımı atar. Kişinin kendi arzularını karşı tarafa aktarması ve karşı tarafla kendini özdeştirme isteği partneri ve kişinin kendisini duygusal bakımdan aşırı derecede gerginliğe sürükler.

Çocuklar olaylara ve nesnelere ailelerinin baktığı gibi bakarlar. Ayrıca kendilerini onlarla özdeşleştirerek olayları onlarınkine benzer biçimde yaşarlar ve deneyimlenirler. Herkes kendinden ailelerinkilere , arkadaşlarınkilere ve akrabalarınkilere benzer tavır ve davranış öğeleri keşfedebilirler. Ama çoğu bu öğeler bağımsız bir davranış modelinin parçaları haline gelir. Kişinin düşünceleri, konuşmaları ya da eylemleri kendi kanaatine dayanmaz, daha çok, kişi benzeri bir durumda söz konusu modelin vereceği tepkiyi taklit eder. 

Mutluluğa Yolculuk gelişmeyi sürdürmek için ayrılmak -3-

Evli ve çocuk sabihi olan herkesin okumasını tavsiye ederim!!!.

Her eylemimizle, geliştirdiğimiz her yeteneğimizle öz güvenimizide geliştirirriz ve bu da bize ailemizden ayrılma yeteneği kazandırır. Ayrılma, kişinin kendi başına, bağımsız olarak ilişkiler kurabilmesi, bir partnerden ayrılıp, başka bir partnerle ya da aynı partnerle yeniden ilişki kurabilmesi anlamına gelir. Ayrılma yeteneği burada kişisel özgürlükle eşanlamlıdır.

Kişi eşine nazikçe ve dürüstçe bir şey söylese ve söylediği şeyin haklılığını yeterli ölçüde ortaya koysa bile ona karar vermesi için zaman tanımalıdır. Karar verme hakkı onun elinden alınamaz. O kişi kararını bugün, yarın,i belki de yakın gelecekte verir. Herkesin her an ayrılması mümkün değildir. Ayrılma aşamasında, bir kişi daha yakın olmak, bir başka kişi daha uzak olmak isteyebilir.

Partnerinden ya da ailesinden başka kimseyi tanımayan bir kişinin onlardan ayrılma olasılığı daha düşüktür. Bu ayrılık bazen onların ölümünden önce olmaz. Ayrılma yeteneği bütün öteki yetenekjler gibi sonradan kazanılabilir.

Eğer ayrılma yeteneği noksansa ayrılma girişimi karşı tarafça hemen önlenir. Öte yandan, ayrılma bazen bir patlamaya yol açabilir ve ilişkinin kopmasıyla sonuçlanabilir.

Kişinin bir partnerden ya da bir gruptan ayrılması mutlaka o ilişkinin kopması anlamına gelmez, daha çok ilişkinin yapılandırılması, yeniden değerlendirilmesi, ve geliştirilmesi anlamına gelir. Birisi ayrılacağı zaman sadece karşı taraftan ayrılmaya hazır olma gereksinimi duymaz, aynı zamanda , uygun bir yakınlık ve mesafede olma gereksinimi de duyar.

Aşamalı ayrılma : Çocuğu bazen yalnız bırakın; bırakın sorunlarını kendi başına çözsün; arkadaşlarına gitmesine, arkadaşlarını eve çağırmasına izin verin ; özgüven kazanabilmesi için ona yakınlık gösterin; bağımsız bir şekilde hareket edebilmesi ve anne babasının sosyal ortamından uzaklaşabilmesi için ona alan bırakın; ona bir takım işler verin, yapsın (alışverişe gönderin, eşyalarını bildiği gibi toplasın) ona kabul edilebilir ayrılma örnekleri gösterin : Örneğin, onu ara sıra tanıdıklarınızın yanında bırakın, hatta geceyi onların yanında geçirmesine izin verin. Belli bir ayrılma düzeyine erişmek için partnerinizden bağımsız olarak bir şey yapın.

Hiç bir ilişki, hiçbir arkadaşlık sonsuza kadar sürmez. Kişi başkalarından mekansal, sosyal ve fiziksel olarak ayrılabilir. Ölümden sonra da fiziksel olarak başkalarından ayrılırız, yaşamımız bunu yapmaya programlanmıştır. Ölüm de bir ayrılık biçimidir ve , tıpkı bütün öteki ayrılık biçimleri ve bütün öteki yetenekler gibi bir hazırlık gerektirir.

Mutluluğa yolculuk, gelişmeyi sürdürmek için ayrılmak -2-

Kişinin ömrü boyunca anne babasının çocuğu olarak kaldığı bir gerçektir. Bu doğal ve kaçınılmaz bir gerçektir. Ama çoğu zaman bu ilşikinin arkasında kalan başka şeyler vardır. Çocuklar yetişkin bir birey olup çıktıktan sonra bile aileller onlarla ilgilenmeye, yol göstermeye devam ederler. Geliştikçe, çocukların içindeki bağımsızlık hissinin güçlendiğini kabul etmek istemezler. Her insanın gelişmesi için zamana gereksinimi vardır. Zaman, bireyin fiziksel bakımdan olgunlaşması, psikolojik bakımdan farklılaşması, toplumsal yaşam içinde rol oynamaya başlaması için gereklidir.

Öte yandan, bireyden başkalarına zaman ayırmasıda beklenir. Yetişme aşamasında yaşanan tüm rahatsızlıklar, bireyi bazı toplumsal rolleri zamansız bir şekilde üstlenmeye ya da bu konuda mantıksız beklentiler içine girmeye bağlanabilir. (veya yüklenebilir). Kişiden çok fazla ya da çok az şey talep edilmesi ve ona karşı tutarsız tavırlar takınılması bu zamansız girişimlerin ve mantıksız beklentilerin en önemli nedenleridir. Bu rahatsızlıklar çocuğun, ebeveynlerin ve toplumun gelişmesinin birbiriyle çakışması sonucunda ortaya çıkarlar. Bu durumun etkileri çok çeşitlidir. İlk bakışta önemsiz görülen meseleler, dramatik çatışmalara dönüşebilirler.

Çok az şey talep etmek : Yukarıda aktarılan vaka bu tutuma örnek oluşturabilir. Kişiden yeteneklerini, toplumsal şartlar içinde, gelişmişlik düzeyine uygun bir şekilde kullanılması beklenemez.

Çok fazla şey talep etmek : Bir başka vakada, yanlış bir karar verilerek okula bir buçuk yıl erken gönderilen 6 yaşındaki bir çocukta öğrenme kusuru görülmüştür. Pedagogun değerlendirmesi, "Zeka yetersizliğine bağlı, yaşına oranla az gelişme," biçiminde olmuştur. Bu değerlendirmenin incelenmesi, çocuğun yaşına oranla gayet iyi bir gelişme düzeyinde olduğunu ama pedagogun çocuğun gerçek yaşını değil sınıfın yaş ortalamasını hesaba katarak çıkarım yaptığını ortaya koymuştur.

Kendisinden çok fazla şey beklenmesi mutlaka çocuğun içine kapanmasına yol açar denemez. Çocuğun büyük beklentiyi karşılaması ve bazı bakımlardan vaktinden önce olgunlaşması ile de sonuçlanabilir. Bir öğrenci çiftin beş yaşında bir çocukları vardı. Anne zamanının büyük bölümünü işte çalışarak geçiriyor, baba ise siyasal bilimler okuyordu. Babası ilk başta çocuğu her sabah yaklaşık dokuzda arabasıyla götürüp yuvaya bırakıyordu. Ama baba geç saaatlere kadar ders çalıştığı ve sabah uyumak istediği için, daha sonra karısına söylemeden, onbire kadar uyuması için çocuğa bazı ilaçlar içirmeye başlamıştı. Sonra baba yuvaya götürmek yerine oğluyla evde vakit geçirdi. Ona teknik,siyasi ve felsefi bilgiler vermeye çalıştı. Çocuk, babasının kendisiyle ilgilenmeye devam etmesini sağlamak için kendisine anlatılanları kavramaya başladı. Çocuk duyarlıydı, ve kendisini dizginlemesini öğrenmişti, yaşıtlarıyla pek az temas kuruyordu. Kendine, davranış bozukluklarına yol açan kuvvetli kısıtlamalar koymuştu.

Tutarsızlık : Çocuk kendi yeteneklerini sürekli aynı şekilde kullanamaz. Çocuğa yaşına uygun olmadığından ötürü yerine getiremiyeceği görevler verilir. Eğitimci bunu fark ettiği zaman hemen anlayış gösterir ver görevi geri alır. Başlangıçta çocuğa aşırı bir beklentiyle yaklaşılması çocuğun benliği ile öz saygısı arasında bir çatışma yaşanmasına yol açar. Sonra çocukla ilgilenen kişi kendini geri çekmek suretiyle ona uygun olmayan bir çözüm yolu gösterir. Çocuk zor sorunların başkaları tarafından çözülmesini bekleyecek, kendisi hiç bir şey yapmayacaktır. Sonuç olarak, tutarlı bir sorun-çözme davranışı gelişmeyecektir. Ve çocuk yerine getirilmesi uzun zaman alan bir görevi üstlenemiyecektir. "Oyun oynamaya daldığım zaman annem, başka bir şeyle uğraş" derdi.

Uygun bir çocuk yetiştirme tarzı, çocuğun gereksinimlerinin, gelişim aşamasına uygun bir şekilde karşılanması anlamına gelir, öyküde anlatıldığı gibi, bir anda değil.